27 Nisan 2012 Cuma

Ben Böyle Hayatın Amına Koyayım.

Sabah saat tam olarak 8.23te geceden kurduğum zemberekli saat parkeyi titreterek çaldı. Adı üniversite olan ama kafa olarak liseden bile geri kalmış bir düzene sahip olan okulumda yoklama alındığından ve uzun zamandır derse gitmediğimden kalkmak zorunda kaldım. Uyanmadım, sadece kalktım. Pakette kalan son sigaramı ve çakmağımı alıp ikisini de yaktım. Sigara sessizlikte yanarken öyle bir ses çıkarırdı ki, sırf sesi için bile başlayabilirdim sigaraya. Sanki yakmak istediğim, yok etmek için yanıp tutuştuğum her şeyi yakıyormuşum gibi hissettim. Derin bir nefes çektim ve neredeyse hiç duman çıkarmadım ağzımdan. Pencereyi açtım, dışarı baktım emekli olduğunu tahmin ettiğim 50 yaşlarında eşofmanlı adamlar ve işsiz olduğunu düşündüğüm yine eşofmanlı kadınlar elips şeklinde park parkurunda yürüyorlardı. Dünya üzerinde yapılabilecek en boş işi yapıyorlar ve insanlara spor yaptık diye anlatmak için sabırsızlanarak yürüyorlardı parkın çevresinde. İstediğin an bırakabilme ihtimalin olan herhangi bir egzersizin spor olamayacağından habersiz yürüyorlardı. Kendilerini zorlamıyorlardı bile. Sırf vicdanları hafifleyip vücutlarının ağırlığını unuttursun diye amaçsızca enerjilerini tüketiyorlardı. Nefesleri biraz olsun kesildiğinde de en yakındaki markete gidip taze ekmek ve gazete alacaklar evde harcadıkları kalorileri geri kazanmaya çalışacaklardı. Ve tıpkı yürüyüşleri gibi hayatları da döngüde devam edecekti.
Kafamı pencereden sarkıtıp havayı içime çektim, sandalyeye oturdum, kendi kendime söylendim. Ben böyle hayatın amına koyayım.

Sigaranın kuruttuğu boğazımı ferahlatmak için mutfağa yöneldim. Olmayan enerjimi boşalan sürahiyi doldurmak için damacanayı kaldırıp sürahiye boşaltarak heba ettim. Çünkü musluk suyu kirliydi. İçilmezdi. Ve biz çok temizdik.
Sürahiyi kafama dikip ferahlattım boğazımı. En azından eski günlerdeki gibi musluğa ağzımızı dayadığımız anları hatırlatıyor gibi oluyordu. Her zamanki saçmalık. Gibi oluyordu. Gibi.

Kamburluğuma kamburluk katıp evden çıktım, Bisikletime bindim, okula doğru yola çıktım. Yine insanlar görüyordum bu sefer daha genç insanlar. Bedenleri genç, ruhları ölü. Aceleleri vardı hepsinin. Zihinleri endişe doluydu. Ben de acele ettim. Geç kaldığım için tahta silmek istemiyordum. Rüzgara karşı sürdüm bisikletimi. Profesör lakaplı sınıf öğretmeni zihniyetli öğretici daha gelmemişti. Bir kaç tanıdık yüz görüp yanlarına oturdum. Konuşmadım. Hala müzik dinliyordum. Bu hayattaki tek gücüm olan müziği. "I was out of marketing my soul" diye fısıldıyordu kulaklarıma Jonas.

Okulda kaldığım süre içinde anlatacak şeylerim çoğaldı, bir şeyler oldu, bitti, başladı,söndü,gitti.Ama aslında anlatacağım şeyler azalmıştı. Düşünmemiştim bu süre zarfında, sadece yaşamıştım. gülmüştüm, korkmuştum, dinlemiştim. Ama düşünmeye fırsatım olmamıştı. Bir ara tüm şehri yakmayı hayal ettim ama hayal etmek düşünmek sayılmazdı. Hayal etmek yaşamaktan ve düşünmekten kaçmanın tek yoluydu.

Ve  o sabah dışında aslında hiçbir şey olmadı. Sadece zaman akıp gitti.

İnsanın zamandan oluşan bir varlıktır. Her geçen saniye ölürüz. Her geçen saniye tüketiriz ruhumuzu. Ve artık tüketecek bir şeyimiz kalmadığında elimizdeki tek şeyi, vücudumuzu tüketip oksijenle aramızdaki bağı koparırız. Hepsi bu. İnsan zamandır. Bazılarının malzemesi bol, bazılarının kum saati çok küçüktür. Ama her kum tanesi aşağı düştüğünde ruhumuzdan da bir parça gider.

Bugün tam 22 yıl 70 gün gitti ruhumdan. Ben de seyrettim geriye ne kaldığını bilmeden. Pek de umursamadan.Küfrederek. Ben böyle hayatın amına koyayım.

13 Nisan 2012 Cuma

Salak

O kadar saçma şeylerle doldum ki
Kendimi kaybettim
Sen, o, onlar derken ben;
Nerde olduğumu unuttum.

Tam beş saatte içemedim iki birayı
Malsam demek ki
Hayaller o kadar güzel ki
Gerçeğin ta amına koyayım

Sana bakıyorum gözlerinde bir başkası
Ona bakıyorum gözünde yine bir başkası
Size bakıyorum gözlerinizde bir başkası
Kim lan o?

Öldürsem kendimi
Bok gibi olur
Beynim felan dağılır
İğrenç.

Alsam montumu cüzdanımı telefonumu anahtarımı Mp3 playerımı
Gitsem bir yerlere
Kaçsam
Ne bok yiyecem lan oralarda sıkılırım ben

Mutluluk dediğin en fazla on dakika
Gerisi yine saçmalık
Benim gibi
Bunun gibi.

Kafam güzel olurdu eskiden
Mutluluğun tadını almasam da
Kokusunu alırdım sanki
Şimdi o da yok.

Sen yoksun
O yok
Bu yok
Ne var lan it oğlu it.

Kuş olsam
Uçsam
Kaçsam
Sıçsam kafanıza.

9 Nisan 2012 Pazartesi

Conversations with the God

-Ne istiyorsun be çocuk ha ne? Neye sızlanıyorsun ne olsa rahatlatır bu hayatta?
-Bağırmak istiyorum. Öyle bağırmalıyım ki ruhum çıkmalı içimden, öyle bağırmalıyım ki tüm insanlar duymalı, görmeli ruhumun çıkışını. Kesmek istiyorum bir yerimi, yanlış anlama salak ergen tripleri değil, keseceğim ve katran akacak kestiğim yerden. Tüm karanlık akıp gidecek vücudumdan anca böyle rahata erebilirim.
-Onu sana ben bile veremem
-Ne verdin ki zaten 2 saniyelik huzur sekansları dışında?
-Can verdim hayat verdim.
-İyi bok yedin.
-Yakmayacağım seni, acı bile bir insani duygu. Sana en büyük ceza sensin. Evrenin en aydınlık yerinde sonsuza kadar yaşayacaksın. Yarattığım en acınası ruhsun.
-Beni yaratan en acınası ruhsuzsun.

Aidiyet

Tanrı, sokak lambaları, masanın üstünde duran 2si boş birinin yarısı dolu sigara paketleri, süt, samanyolu galaksisi, çorba.
Hayat bir çorba evet. işkembe belki de. Tarhana da olabilir.
Ben, benim ama ne bileyim işte. saçmalamak bile zor.
Müzik var bak güzel, müzik cidden güzel. Ama güzel müzik güzel, kötü müzik kötü.

Düşüncelerim yoklar. Hiç olmadılar. Olamadılar bi türlü. Bir araya gelemediler. Güvercinler var tek tip, kafa felan sallıyorlar ilginç.

Yağmur yağıyor bazen, güneş açıyor sonra insanlar gülüyor, bu daha da ilginç.

Ben, ben ilginç değilim. Hiç hem de. En ilginci de bu.

Öyle bir dünya yok. Hiç olmadı. Paralel evren hikaye, illuminati sarrafıdır.

Dostlar var, bu güzel bak. Dostların sırtları da çok düzdür bilirim.

Sırtlanlar var gülüyorlar, saçma sanki bu da.

Atlıyorum aşağı, düşüyorum, yüzüm paramparça. Rahatladım sanki. O gelen ne acaba siyahlar içinde?Elleri yumuşak siyahlı adamın. Çok güzel kokuyor, gözlerinde hayatımı görüyorum, boş. Kendi gözlerimde hayatını görüyorum, güzel. Kaldırıyor esrarengiz adam beni yerden, insanları görüyorum bakıyorlar, gözlerinde korku. Ben korkmuyorum size ne oluyor?

O geçen de ne? Hayatınım ben senin diyor. Bak gidiyorum bişey yapmayacak mısın? İyi git diyorum, ilk defa cumhuriyet bayramında tank geçişlerini izlediğim günkü gibi izliyorum hayatımın gidişini. Tam öyle değil aslında. Çay içip kek yerken izlenen filmleri izlermiş gibi izliyorum. Elimde süt ve sigara.

Nereye aidim ben? Ne cennet ne cehennem, ne güzel bir hayat, ne ızdırap dolu bir ömür, ne boş geçen bir yaşam. Bomboş bir yaşama bile ait değilsem yok olayım, parçalayayım ruhumu, yok olayım. Ölüm değil, yok oluş sadece bu.

Bu ayın aidatını 5 lira fazla verdim abi o beş lirayı şey yapsak. Tamam hocam yapalım.

Tanrım niye yarattın bu ruhu? Evrene salıverseydin keşke aynı işlevi görürdü. Öyle gezinirdi.

Oksijen zehirlenmesi yaşıyorum ben herhalde. Yoğurt yedirin yoğurt.

Hayatım gözlerimin önünden geçiyor. Ama ben ölmüyorum. İşte bu en ilginci.

8 Nisan 2012 Pazar

Belki

Ne de içli söylüyor bizon.

" Niçin bitmez yıldızların dumanı "

Bir sigara yakıyorum eşlik etmeye başlıyorum dumanı şarkıyı söylerken çıkarırken

" Zaman mı değil zaman "

Sen çıkmıyorsun hayatımdan, tam çıkardım sanarken bir rüya, detaylarını bile hatırlayamadığım aptal bir rüya sokuyor tekrar süluetini zihnime. rüyadan arta kalan tek şey var; sen.

Bilerek yapıyorsun belki de unutmamı istemiyorsun, unutulmak istemiyorsun, ya da ne bileyim vicdan azabı çekiyorsun, karmaya inanmaya başladın ve üzdüğün insanların gönlünü almaya çalışıyorsun vs. milyonlarca sebep var benimle konuşman için. Ama sebeplerin bir önemi yok, önemli olan tam sönmeye hazırken tekrar alevlenmiş olman.

Kaç sene oldu be, insan unutuyormuş demek ki, sesini bile unuttum diye atıp tutarken kaç sene olursa olsun o ateşin sönmeyeceğini anlatmaya çalışıyorsun.

" Akan zaman değil mesafelerdir aramızdaki "

Çık git diyemiyorum konuşma benimle, neden yapıyorsun diyemiyorum bile açıkçası demek de istemiyorum eğer milyarda bir bile ihtimal varsa elini tutabilmem için o ateş yanacak içimde.

" Aradaki me sa fe leeeeeeer "

Hiç bir şey eskisi gibi olamayacak, sen eskisi gibi değilsin zaten ben de değilim. Ama ikimiz de öyle uyumlu değişmişizdir ki hiç bir şey değişmemiştir belki.

" Ama katil de bilmiyor ki öldürdüğünü, son kötü günleri yaşıyoruz, ilk güzel günleri de yaşarız belki "

Belki.

6 Nisan 2012 Cuma

Blue


Hani bazı şarkılar vardır yazsan roman olacak... Bazıları da her şeyi özet geçer gibi. A Perfect Circle - Blue'dan bahis etmekteyiz.


"i didn't want to know"

Bilmek istemezdim. Kanayan yaraya bakmak gibi, farkına varım sadece daha da çok acı getirir, ortaya çıkmak ya da. Çünkü öyle bir mavilik ki, en derinleri, mariana çukurundan da derin denmiş bazı şiirlerde. Ve bütün hayatını soluk bir maviye boyuyor.


Bazen bir haber kalmak lazım dış dünyaya kapanıp, bencil de olmak lazım. Kimsenin ne hissettiğin hakkında herhangi bir şey bilmeye hakkı yoktur. Bazı şeyler sığ yerlerde kalmalıdır, bazı insanlar da. Açtıkça, açıldıkca derine gider insan, ve dibi yokmuş gibi batar, boğulur. Hem haddini de bilmeli, yüzmeyi bilmiyorsan derinliklerle, okyanuslarla, maviliklerle işin olmamalı. Sadece sürünmelisin karanlıklar içerisinde.


Bilmek istemedim, ama öğrendim ve yüzmeyi de bilmezdim. Her şeyi göze almak, pişmanlık getirmez, yine de sadece bilmek istemezdim işte. Gelgelelim ki zerre pişmanlıksız, gözlerimi kapatırım, sadece sana bakabilmek için. Nerelere sürüklendiğimin bir önemi yok, ne derinliklere battığımın. Bütün bulanıklıkları, bütün sis perdesini kaldırıp maviliğe odaklanmak istiyorum sadece, ne kadar derin olsa da, bir sona yaklaştırsa da bir mavilikte son bulmak istiyorum. Bilmek istemedim ama artık iliklerime kadar...


Call it aftermath she's turning blue

Such a lovely color for you

Call it aftermath she's turning blue

Such a perfect color for your eyes


İşte ne kadar saçmalayabilirsen saçmala, ne hikayeler ne şiirler, bir mısrada özetleniyor. Tüm aranılan kelimeler yan yana diziliyor Maynard tarafından. İmge manyağı değildir apc tool kadar, ama maynard burda ne yapmış pek bilinmez, farklı algılar, farklı klipler... Ben sadece bana geldiği gibi, bana gelişi bu kadar. Öyle işte.



Ziyaretçi Künyesi

Online

 

LIGHTSFROMDARKSOULS . Copyright 2008 All Rights Reserved Revolution Two Church theme by Brian Gardner Converted into Blogger Template by Bloganol dot com

Blogger Gadgets