27 Şubat 2012 Pazartesi

Mükemmel İnsan Nedir, Hadsizlik Neden Yapılır?

Bazı şeyler beni çok üzüyor lan bu hayatta. Mesela Fernando Torres’in sıçım sıçım sıçması. Kahroluyorum, Sabri’den, Guiza’dan beter oldu adam. Sen ki neydin ulan, ah be ah. Hele o kaleceyi çalımlaması yok muydu Manchester Utd maçında, ne heyecanlanmıştım ayağa kalkıp, işte Torres amk diye bağırmıştım. Sonra sen git boş kale varken topu auta vur. Babam "otur lan otur konuştuğuna da dikkat et" dedikten sonra iyi taşak geçmişti ama, götüme sokmuştu o hevesi, neyse.


Bir de Sampdoria’nın küme düşüşü vardı ki, Polombo ile beraber ağlamıştım yeminle, ya Jovetic’in tam "sikerim Messi’sini, Ronaldo’sunu, işte kral" diyeceğimiz sıra 1 yıl sakatlanması. Kıvırcık saçlı Jo-Jo canımız Fiorentina’yı öksüz bıraktığında kan ağladım ulan. Oeh harbiden giren çıkan tek futbol gibi geldi değil mi aziz dostlarım, canlarım, bonomolarım.(lan bunu yazmasam ölürdüm, 1 haftadır yazıyım la şu espiriyi eheheh diye kafamı sikiyordum kendimin)


Böyle giderken geçen aklımda;


“Tanrım ellerine sağlık Kate Upton çok güzel olmuş

Ellerine sağlık tanrım o da çok güzel olmuş

Keşke biraz ölmesem.”


Dizeleri dolaşmaktaydı. Sonra bir rast geldim ki Kate kardeşimiz 92 doğumluymuş. Ah dedim tanrım, mükemmel insan beta v 0.92 sürümünden sonra, mükemmel insan v91 son sürümü sürebilmişsin diye hafif şakalaştım kendisiyle. Hani çakal herif Bill'in "beyler işletim sistemini bitirdik yeminlen, son peygamber gibi ahanda bu da son sürüm" diyerek çıkardğı bir Windows edasıyla mükemmel insan gelmişti dünyaya hatta Türkiye'ye lan. Sonuçta milyar yıllık bir birikimin, deneylerin sonucunda o mükemmellik gelmiş, kolay değil, saygı da kusur etmedim tabii ben de o sıra. Dedim ki "ey uluların ulusu tek ve büyük tanrım biz neciyiz peki?" "Sizler" dedi "tezgahdaki iyi domateslerin altına konulmuş çürüklersiniz." Donakaldım, hiç beklemezdim, bir hukukumuz vardı çünkü. Tamam sürekli ben dır dır eder, çıkar ilişkisindeymiş gibi sürekli ondan bir şeyler isterdim ama o da hiç vermezdi hani. Benim bir yüzüm karaysa, onun da ikidir. Çok alındım, döndüm arkamı girdim bodoslama geceye. Torres’i düşündüm, Sampdoria’yı, Polombo’yu, Jo-Jo’yu… Hepsini sikeyim ulan hepsini. Ellerime baktım, aynaya sonra yüzümü yeniden tanıyormuş gibi, "senin sıfatını sikeyim" diye okkalı salladım bir tane. "Otur ulan otur, yazmadığın her saniye zararsın yemin ediyorum" diye de kinlendim piçe, kendime.


Oturdum, yazdım biraz, düşündüm çokcana, saat ilerlemişti, şimdi yatsam sabahın 7'sinde kim uyanıp gidebilecekti lan okula. "Sikeyim okulunu da dersini de" dedim. Zaten ya görürsem diye göt korkusuyla giriyorum okula hep. Görürsem ciddi ciddi ölebileceğimden korkuyorum çünkü. Neyse siktir ettim okulu ve düşündüm öylece, "lan" dedim "niye kendime kızıyorum. Belli bir potansiyelle yaratmış tanrı, ben de çizgiye geldim artık fazlası olmaz hani, benden bu kadar insan olarak, sıfat olarak, ruh olarak, özgüven olarak. Dahasının olması karadeliklerde cirit atıp paralel evren paralel evren dolaşıp seninle olabilmeye en yakın hayatı aramaktan geçebilir ancak. Ki sikindirik iki atomu çarpıştırmak için dünyanın zamanını harcayıp, dünyanın parasını döküyor herfiler, anca. O paraya öküz alırdık ulan."


Son tahlilde, duygular; akıl, suret, bok ve püsürkten tamamiyle farklı bir boyut olup, potansiyelsizlerdir, ya da sonsuz bir potansiyelleri var. Sürekli yaldırabiliyorsun bir doğrultuda, belki sayısız defa. İşte bizim ağzımıza sıçan da duyguyu öyle böyle kasmayıp, diğer bütün sıfat, suret, zart, zurtun fersah fersah ötesine taşımak oldu. Aradaki mesafeye de insanlık ve tarih hadsizlik olarak not düştü.

22 Şubat 2012 Çarşamba

Yavşaklar, Korkaklar ve Yalancılar

Sabah son model, şarjı asla bitmeyen her daim açık telefonunun popüler melodili alarmıyla uyandı. Telefonunun saatine baktı, dersin başladığını anladı, altına " dışarı eşofmanını " geçirip okula doğru yola koyuldu. Akşamdan kalmaydı. Akşam arkadaşlarıyla beraber içmiş, ortamdaki kızlara ne kadar " cool " olduğunu göstererek yavşamaya çalışmış, eve eli boş dönmüştü ama. Okula gitti dersin son beş dakikası olmasına rağmen derse girip imzasını atmayı başardı. Çıkışta yine ortamlara gitmenin ve sosyalleşmenin hayallerini kuruyordu. Ders bitti, sınıftan çıktı ve " O "nu gördü. Bu kızla yeni tanışmıştı ama baya samimi olmuşlardı. Aklındaki planları gerçekleştirebileceğini düşündüğü bir kızdı. Kızın yanında dört tane erkek vardı ama kız bunu görünce kollarını açtı. İşte beklediğim hareket diyerek sıkıca sarıldı kıza. Egosu tavan yapmıştı, diğer salaklar sap gibi beklerken; o, kıza sarılıyordu. Salaklar gitti sonra, kızla başbaşalardı. Gülüşmeleri okulu inletiyordu. Koluna girdi kızın, yürüdüler. Planı işe yarıyacak gibiydi...


Zemberekli saati evi yıkarcasına çaldı. Uyanıp saati durdurdu, koynuna alıp tekrar uyudu. Dersin başlamasına 3 saat vardı daha çünkü. Sevdiği kızı korkak olduğu için okulda görünce görmezden gelmesi, konuşmaya çekinmesi onun elinden kayıp gitmesine yol açtığı için korkaklığını yenip kızla aynı dersi almaya karar verdi böylece hergün görecek, bir şeyler olmasını umut edecek hatta bunu için çabalayacaktı. 1 saat yarı uyur yarı uyanık şekilde yatakta debelendikten sonra bir sevinçle kalktı yataktan, 3 yıl önce iyi model olan telefonunu açmaya çalıştı, şarjı bitmişti. Biraz kurcaladaıktan sonra şarja takmayı başardı. Güneş yeni doğuyordu, uzun zamandır bu kadar erken kalkmamıştı bu yüzden ne yapacağını bilemedi. Bir kahve koydu bir de sigara yaktı. Uzun zamandır olmadığı kadar mutluydu. Bir kaç saat sonra O'nu görecekti. Mutlu mutlu müzik dinledi, banyoya girdi kokularını süründü O'na güzel görünmek zorundaydı çünkü. Okula doğru yola koyuldu.
Kız daha gelmemişti.Mesaj attı gelecek misin diye. Geliyorum beni de bekle beraber gidelim dedi kız. Beklerken mutluluğu gitmiş, mutluluğun yerini heyecan ve bulantı almıştı. Kız geldi beraber derse girdiler. Hiç değişmemişti. Hala çok güzeldi. Kokusu da aynıydı. Anıları canlandı gözünde biraz mutlu olur gibiydi. Sınıfta sevdiği başka bir arkadaşını gördü, sevindi. Baskı azalmıştı üstündeki. Sonra diğer arkadaşları da geldi dışarı beraber oturdular. Herşey güzel görünüyordu.
Oturdukları yerden kalkıp derse girmek için yola koyulduklarında kız durakladı, kollarını açtı, başka bir erkek geldi ve sarıldılar. Beyni durdu o an aklına her zamanki gibi kaçmak geldi. Arkadaşlarını da alıp ordan uzaklaştılar. Hiçbir şey düşünemiyordu. Sonra ben de yapıyorum bunu arkadaşıdır elbet diyerek avuttu kendini.
Acı çekmekten korkuyordu çünkü...

Sabah alarm çaldı, yine yalnız olmanın verdiği mutsuzlukla somurtarak uyandı. Hayalleri çok başkaydı çünkü. İnsanların onu küçük görmesini istemediği için de hayalindeki senaryoları gerçekten yaşanmış gibi aktarıyor, bunu yaparken çok rahat davranıyordu. Onun için çok normal bir şeydi bu çünkü. Üstünü giyindi saçını düzeltme ihtiyacı duymadı. Okula doğru yola çıktı. Yürürken arkadaşını gördü. Ona doğru geliyordu bir kaç " napıyon nerelerdesin " muhabbetinden sonra konuya girdi. " O "nunla aranız nasıl devam ediyo musunuz? diye sordu. Çocuk biraz da çekinerek " yok ya o iş sıçtı soğuk davrandı, ben de korktum falan muhabbet arkadaşlığa döndü, zaten çevresinde çok erkek var adam geliyo sarılıyo amk ben napayım " dedi.
Avının kokusunu alan bir avcı misali senaryosunu dilinden havaya boşalttı. " Ben de dün onlardaydım " Çocuk yıkılmış görünüyordu ağlayacak gibiydi ama ağlamaması gerektiğini bildiğinden sürekli yutkunuyordu. Biraz acıdı ona ama bu dünyada zayıflara ve korkaklara yer yoktu. Planını yerine getirmek zorundaydı. " Ya arkadaş aradı gece 11de gel btaak atcaz dedi ben istemem dedim " O " aldı telefonu lütfen gel pasta yaptım dedi ben de gittim 2ye kadar falan oturduk " dedi. Çocuğun gözleri solmuştu. Her kelimede bir şeyler ölüyordu içinde. Bunu farkediyordu. Çocuk bir sokak köpeği kadar aciz bir halde " Bırak peşini diyosun yani " dedi. Bu kadar da ezileceğini tahmin etmiyordu. Üzüldü haline. Biraz da ezilmişlere yardım etme içgüdüsünden olsa gerek " boşver ya takma ya sana kız mı yok onlar öyle, çok rahatlar, benim konuşmaya çekindiğim şeyleri lap diye söylüyorlar, bırak sen " tarzı şeyler söyledi çocuğa. Çocuğun artık ayakta duramayacak halini görüp senaryosunu bitirdi. Beli bükülmüş şekilde giden kambur çocuğa üzülse de biraz takmadı mutlu da oldu biraz. Artık çocuk onun hakkında ne kadar sosyal ve sevilen bir insan diye düşünecekti...


Akşam kızla buluştu. Bir kaç kadeh içki içtiler. Fakir olmasına rağmen cool görünmek için en afilli içecekleri içip, dün bu kadar içtim bişe yolmadı tarzı muhabbetlerle devam etti. Kızın telefonu çaldı, biri bir şeyler söyledi. Kızın morali bozuldu, telaşlandı, " Ciddi misin ya nasıl olmuş niye yapmış ki böyle bir şey " dedi ve ağladı.

Evinde sosyal ağlarda gezinirken gördü haberi, gerçek olamazdı. Arkadaşlarını aradı, gerçek olduğunu anladı. Katran vardı sanki boğazında istemsizde dilini tuttu, koparırcasına çekti. Kendini suçladı, şimdi gerçekten üzülmüştü. Ağlayacak gibi oldu, ağlamadı.

Çok hafiflemişti artık, uçabilirdi. Uçmayı denedi, gerçekten havadaydı artık. Yattığı yere baktı. Her yer kan olmuştu. Vücudumda bu kadar kan var mıymış diye düşündü. Annem çok üzülecek diye endişelendi ama hiç olmadığı kadar huzurluydu. Omuzlarından bir kuvvet onu yukarı çekiyordu, son bir kez odasına el salladı, kendini ışığın içine bıraktı.

19 Şubat 2012 Pazar

Tanrım N'aber Nasıl Gidiyor?

Nasılsın tanrım? Baya oldu görüşmeyeli değil mi? Hiç arayıp sormuyorsun, hep benden bekliyorsun olmuyor böyle.

N'apim ben de ya aynı işte biliyosun takılmaca...
Seni düşünüyorum arada. Niye beni sevmiyor diyorum. Sevilecek bir tarafım da yok aslında sen de haklısın. Ama ne bileyim iyi bir insanım sanki ya. Tamam iyilik göreceli bir kavram doğru da pek kötü bir şey düşünmüyorum genelde. Bazen küfrediyorum sana özür dilerim. Sinirli anıma denk geliyor ama. Başkalarına benden daha çok ilgi gösteriyorsun gibime geliyor ne yapayım. Üzülüyorum sonra tabi. Hani konuşmuyorsun ya benle bazen. Ben de görmezden geliyorum seni ya, uzaklaşıyoruz birbirimizden gibi oluyor. Ben uzaklaşmak istemiyorum ama bazıları gibi de hayatımı senin üstüne kurmak da istemiyorum anlıyor musun beni?

Neyse arayı soğutma görüşürüz yine. Konuşmak istersen falan çekinme yani.

3 Şubat 2012 Cuma

Dostlar

Okurken arkaya şunu açın, ben yazarken açtım çünkü. http://www.youtube.com/watch?v=cjVQ36NhbMk&ob=av2e

Gerçekten üzülüyorum acı çeken dostlarıma. Elimden de pek bişey gelmiyor ki. Geçer diye rahatlatayım diyorum samimi olmadığın arkadaş tesellisi gibi olmasın diye başka şeyler düşünüyorum da ne yapabilirim ki? En fazla kafasını dağıtmasına yardımcı olurum pek bir sorun yokmuş gibi davranırım ama o da yüzeysel geliyor. Oturup sorun neyse onun hakkında konuşmaya çalışıyorum iyice yara deşiyor gibi oluyorum. Zaten pek konuşmasını da beceremem ya. Çok düşünmeden konuşurum, genelde de incitirim insanları farkında olmadan. Kimsenin kafasının içini göremiyorum, giremiyorum ki zihnine ah bir girsem anlasam neler oluyor zihinde, ne düşünceler kemiriyor ruhunu hemen söküp alıcam.

Kendi sorunum olduğunda hep " keşke içimdekileri fiziksel olarak akıtsam " derim. Vücudumun kevgir gibi olduğunu, her delikten katran aktığını düşünürüm. Bir yerimi kessem belki akar diye düşünmedim de değil.

Hayır mutluluğu haketmeyen o kadar insan var ki benim dostlarımın acı çekmesini vicdanım kaldırmıyor. Orospu çocukları mutluyken bu adamlar neden mutsuz diyorum. Ama ben kimim ki mutluluğu hak edip hak etmediğine karar vereceğim?

Çok edebiyat bilmem ben. Biraz zorlasam tam asosyal mühendis konuşması yaparım. Kafayı da o raddeye getiririm. Ama zorluyorum gelmesin diye kasıyorum kendimi. İşte azıcık edebiyat bilsem daha süslü cümleler kurarım belki karşıdakini etkiler, belki bana saygı bile duyar insanlar. Dediklerimi dikkate alırlar.

Üzülmeyin lan. Elimden de ancak bu geliyor napayım. Hayat güler elbet. Gülmese de siz gülün. Bak bana.

Şimdiye şarkı bitmiştir. Bitişte de bunu dinleyin. http://www.youtube.com/watch?v=R705gJ4P2xo

Not : Az önce ağlarken tipime baktım da hiç değişiklik yok. Farkettirmeden ağlayabilirmişim aslında.

1 Şubat 2012 Çarşamba

Bu Tatil Sürerken


Sakallarımı hiç kesmiyorum, çok biçimsiz ve kirliler. Bu paspallığım adeta bir tokat gibi. Ne vakit bir şeyler umut etmeye kalkıyorum, kendime bakıp bir anda yıkıyorum bedenimi olduğum yere. Mert her zaman “cilliop gibi adamsın” der “senin gözlerin bende olacak var ya!”, onun karşısına boku ben diye koysam bile aynı şeyleri söylerdi ya. Ben de her zaman sektirmeden “siktir lan” derim. Sonuç olarak çok bok bir dönemdeyiz, okula verilen bu arada toplaşıp içiyoruz Emin ile beraber. Emin’de bir yerde ipin ucunu kaçırmış, neler yaptığını adım gibi bilsem de pek anlamıyordum, Mert’i de öyle. Benim de işim gücüm Öznur’du işte, yazar çizerdim ekseriyetle. Pek bir karşılığı yoktu, anlam aramaya başladığım an ben kayboluyordum zaten. Sürekli bunlar hakkında konuşurduk, benim, onun, şunun hakkında sözde yerinde tespitlerle. O gün yine lafı döndürüp dolaştırıp benim ezginliğime getirmiştik.


Ortalıkta konuşulan konu ne zaman ona gelse, utanırdım. Ne kadar gurursuz ve onursuz olduğumu en yakınlarıma bile göstermek içimi acıtırdı, ama bir yandan da konuşmak beni iyice koparıyordu bu tahtasını siktiğim cam kenarı masadan. Emin “nasılsın lan?” diye sormuştu, genel bir soruydu, Mert “lan yarak ne yaptın?” dedi. Sorular genel olsa da anlatmadan duramayacaktım. Yazdıklarmı okuyor oluşu ve siklenmemem çok hoş bir durum teşkil ediyordu ve bunu paylaşmalıydım, biraz farklı bir yolla ama.


“Tanrı ona en az dünyayı yarattığı kadar uğraşmış, Öznur bir başka bir dünya ya, başka bir gezegen, ben?”


“Eee sen göt kafalı” demişti Mert “salak mısın oğlum sen?” Gülümsüyordum, bu arada Emin olaya müdahale etti “yarak kürek işler bunlar Enis, öyle deme.”


Bazı şeyleri düşünebilecek kadar aklım vardı, tanrım Öznur çok güzeldi, öyle böyle değil, tüm iyi hallerimi toparlanıp dört yanıma, karşısına çıksam dağılırdım dört bir yana.


“Size ne lan amcıklar” dedim “ben bu mal halimle mesudum.”


“Harbiden malsın” dedi Mert.


“Mallık güzeldir” diye bana destek çıkar gibi olmuştu Emin.


“Neyin desteği oğlum bu, götüm başım dağıldı işte.”


“Cidden malsın”


“Önde gideniyim biraderim, gönder sallayanıyım, mesut da değilim sadece çok kötü şekilde ölüyorum lan, herkes ölüyor ama ben kötü ölüyorum”


Kürşat vardı birde, durumu pek farklı değildi benden. A evet, benden ileriydi biraz ve daha uzun bir geçmişe sahipti ama en fazla benim kadar boktu o da. Sürekli, durmadan birbirimizin canını yakardık. “Ne oldu lan mesaj attın siklemedi” diye içten içten gülerdim, gözleri parlardı “diyene bak lan” diye kafasını sallardı. İkimiz de kanardık, ikimiz de gülerdik. Onun da saç sakal olayı karşıktı. Ama saçları neredeyse beline kadar olduğundan ve hafif Barış Akarsu’yu çağrıştırdığından bu paspallığı ortaya çıkmazdı benim kadar. Hiç ağladığını görmedim onun, Emin’in, Mert’in. Onlar da benim ağladığımı görmediler herhalde. Düşüncesi bile kötü. Ama ağlamak sıçmak kadar mahrem bir şey değildir ki be, hatta ağladığını bile isteye göstermeli insan. Bundan utanıp sıkılmak insanlığa hakarettir. Onurla, gururla, büyüklükle, makamla, mertebeyle, parayla bir alakası yoktur bunun. Ağlarsın işte, gözüne sikindirik bir takım şeyler kaçmasına gerek yoktur. Ama hala bir oyun gibi. Sözde her birimiz en bok hayatları yaşıyoruz hatta her konuştuğumuzda hangimizinki daha bok yarıştırıyoruz, ama daha birbirimizin ağladığını bile görmedik.


not: bir de çok uzun süre geçmiş ve şu an devam etmiyormuş gibi olaylar, "-ederdik, -yapardık" kalıplarını kullanıyorum ya, kendimin kafasını sikesim geliyor.

Ziyaretçi Künyesi

Online

 

LIGHTSFROMDARKSOULS . Copyright 2008 All Rights Reserved Revolution Two Church theme by Brian Gardner Converted into Blogger Template by Bloganol dot com

Blogger Gadgets