“Ne teklifi sunacaksın, bize söyle kameralar yolda çağırdık.”
“Tamam kameralar gelince söylerim.”
Başkomiser ekiplere uyuşturucu iğneyi hazırlamalarını söyledi. Uyuşturucu iğne hazırlandıktan sonra adamın aşağı düşmesi ihtimaline karşı bir ekibi aşağı gönderip battaniye açtırdı.
“Hazırlıklar tamam başkomiserim.”
“Tamam, vurun.”
Nişancı silahını ateşledi. Genç adamın bacağına nişanlanan uyuşturucu iğne genci vurmadı. Bir kez daha ateşlense de yine isabet etmedi.
“Ateş etmiyor musunuz? Niye isabet etmiyor?”
“Komiserim ediyoruz da bacağı ince, rüzgar da var isabet etmiyor.”
“Ne yapalım? Kafasına mı atalım yani? Vurun şunu düzgünce.”
Tekrar tekrar ateşlenen iğneler isabet etmiyordu.
“Bu iğne göğüs kafesini delebilecek güçte mi Serkan?”
“Hayır komiserim delmez.”
“İyi, göğsüne nişan alın. Sağ tarafına nişan alın, kalbine falan denk gelmesin aman diyim ne olur ne olmaz.”
“Emredersiniz.”
Göğsüne nişan alınan iğne de isabet etmedi.
“Lan oğlum delirteceksiniz beni, silah mı bozuk kocaman hedef var, nasıl vuramıyorsunuz ya?”
“Komiserim…”
“Ne var?”
“…”
“Ne var oğlum? Nee var söylesene!”
“İçinden geçti iğne.”
“Ne demek içinden geçti?”
“İçinden geçti, gitti.”
“Serkan taşşak mı geçiyorsun evladım!”
“Komiserim bakın şu an ateş ediyorum dürbünle bakabilirsiniz içinden geçiyor.”
Ateş edilen iğnenin adamın içinden geçip gitmesine kendi gözleriyle şahit olan başkomiserin dili tutulmuştu.
“N.. Nas..”
Derken yine bir kahkaha duyuldu.
“Hahahahahha Ne oldu komiser? Çağırıyor musun kameraları?”
“T.. Tamam” “Elif, çağır haber bültenlerinden en az izleneni, canlı yayın yapıyor gibi göstersinler yalnız.”
“Anlaşıldı komiserim.”
“Elif”
“Emredin komiserim.”
“Şu içinden geçme olayı… Kimse duymayacak anlaşıldı mı?”
“Emredersiniz komiserim.”
Yarım saatten az bir süre içinde Tek Tv haber bülteni aracı yanaştı anıtın yanına.
“Kızım, canlı yayın yapıyormuşsunuz gibi yayın yapacaksın anlaşıldı mı? Güzel malzeme çıkarsa yayınlarsın." Kafa sallamakla yetindi kadın.
“Sayın seyirciler, şu an Risame’de barış anıtından yayın yapıyoruz. Ülkenin bilinen en eski anıtının tepesine tırmananan bir vatandaş bir teklifi olduğunu söylüyor. Basın mensupları gelmeden bir şey söylememekte diretti, şu an teklifini dinlemek üzereyiz” deyip mikrofonu anıtın tepesindeki adama uzatır gibi yaptı; “Yayındayız.” Dedi.
“Güzel. Evet Sevgili Telerin halkı. Söyleyeceklerime kulak verin. Çünkü bu işin içinde siz de varsınız. Bildiğiniz gibi devletimiz sağolsun ülke son 1 sene içinde Fıratlılarla doldu taştı. Her yerde onlar var. Bize söz hakkı tanınmadan yapılan bu birleşmeden Fıratlılar hariç herkes rahatsız. Gelişmiş ülkemizi gelişmemiş insanlarla doldurarak gerilemeye sebep oldular. Herkesin içinde kök salan nefreti dışarı vurmanın vakti geldi.
Teklifim şu; 15 gün içinde, ülkedeki tüm Fıratlılar öldürülmezse, ülkeyi yok edeceğim. Gücümün çok küçük bir parçasını buradakiler gördü. Komisere sorabilirsiniz. Ancak sizi de ikna edebilmem gerek. O yüzden…”
Barış anıtının tepesinden atlayan genç, sonra iki elini yavaşça yukarı kaldırarak anıtı yerinden söktü. Havada ters dönen anıtı da baş aşağı konumda eski yerine gömdü.
Herkes ağzı açık, dili tutulmuş vaziyette adamı izliyordu. Herkes çevresindekilere bakıp onların da aynı şeyi görüp görmediğinden emin olmak istiyordu. Kendini çimdikleyenler, gerçek olduğuna inanamayanlar...
Ancak gördükleri her şey gerçekti. Genç tekrar konuşmaya başladı.
“Ha, komiserim bu arada, eğer bu görüntüleri akşam haberlerde göremezsem, sana yemin ediyorum ülkede ne kadar karakol varsa yıkarım, ne kadar polis varsa öldürürüm. Bunu yapabileceğime inanman zor olmasa gerek artık.”
Komiserin dili tutulmuş, konuşamıyordu. Tam da bu anda şaşkınlıktan olsa gerek polislerden birisi ateş etti. Ancak yarım saat önce de şahit oldukları gibi mermiler adamın içinden geçip gitti.
“Söylemiştim, ben; ölemem. Aslında beni tanıyorsunuz.”
Herkes hipnotize olmuşçasına adama bakıyor ve pür dikkat dinliyordu.
“Tanımadınız mı? Benim, Azrail.”