13 Ekim 2012 Cumartesi

Depo


Gece huzurla yattığı yatağından boğulma ve bulantı hissiyle soğuk bir depoda elleri ve ayakları, yere çivili sandalyeye bağlı bir şekilde uyandı. Gözleri zifiri karanlıkta hiç bir şeyi seçemese de ayaklarını oynattığında hissettiği acı ve soğuk metalden kelepçelenmiş olduğunu anladı. Ağzının içinde inanılmaz derecede mide bulandıracak bir çorap ve dudaklarının üstünde koli bandı vardı. Çorabı yutmamak için diliyle sürekli banda doğru ittiriyor, bu çaba için gerekli oksijeni ise kapalı burun deliğini saymazsak bir burun deliğinden güçlükle içine çekebiliyordu. ağzının içindeki çorabın midesindekileri dışarı çıkarma çabası ağzındaki bantla engelleniyor,yutulan mide sıvısı tekrar ağzına gelerek döngüsünü tamamlıyordu. Kolları saatlerdir arkaya kelepçelenmiş olduğundan uyuşmuş, yüzünü soğuktan hissedemez hale gelmişti ama şu an tek düşündüğü midesindekilere bulanmış çoraptı.

Dünyada kaçırılmak için hiç bir sebebi olmayan insanlardandı. Dünyaya geldiğinden beri kendi çemberinde yaşamış, asla çemberin dışına çıkmamıştı. Neden kaçırıldığını merak ediyordu. Hatta bulantısından sonra en şiddetli hissettiği duygu meraktı.

Allah'a hayatında hiç etmediği kadar dua ediyor, yalvarıyordu. İçindeki bunun rüya olma ihtimalini taze tutmaya çalışıyor ama bileklerinden akan kan ve yüzünde hissettiği soğuk bu ihtimali delicesine çürütüyordu.

Yaklaşık bir saatlik çırpınmanın sonunda biri iki metre boyunda yaklaşık yüzaltmış kilo, diğeri ona nazaran daha küçük cüsseli iki adam girdi depoya. Onlar girer girmez çırpınmaya başladı. adamlar yanına gelip ağzındaki bandı çözdüler. Çocuk bir saattir içinde tuttuklarını kustuktan sonra " abi ne olur bırakın gideyim benim kimseye bir zararım olmadı bi yanlışlık olmalı vallaha abi yemin ederim polise şikayet etmem bırakın gideyim " diye yalvarmaya başladı.
Daha küçük cüsseli olan konuştu
" Neden burda olduğunu biliyor musun? "
" Bilmiyorum abi vallaha bırakın gideyim benim babam da fakir zaten memur çocuğuyum abi nolur " diye yalvardı çocuk. Onun bu yalvarışları yumruk duvarının arkasından duyulmuyordu.
" Bence gayet iyi biliyorsun " diye cevapladı iri cüsseli olan ellerinden çocuğun yüzünden ödünç aldığı kanlar damlarken.

"Abi allah belamı versin bilmiyorum ya benim kimseye zararım olmaz abi etliye sütlüye karışmam ben " diyerek ağlamaya başladı. Çocuğun ağlamalarından rahatsız olan iri cüsseli tekrar çoraba yönelince çocuk
" Abi nolur çorabı tıkma ağzıma nolur abi vallaha ses çıkarmam, çıt çıkarırsam döv abi ama çorabı tıkma " derken iri cüsseli koca eliyle çorabı tıktı ağzına sonra da bantladı dudaklarını. artık çırpınma ve reddediş evresini geride bırakan çocuğun gözlerinden yaşlar önce yanaklarına doğru yavaşça, sonra bandın üzerinden hızlıca bacaklarına dökülüyordu.

Kaç saat olduğunu bilmediği bir süreden sonra adamlar tekrar geldi.

"Neden burdasın" diye tekrar sordular. Çocuk yalvarmayı kesip sessizce " bilmiyorum " dedi. Küçük cüsseli adam " burdasın çünkü yaşamak için hiç bir sebebin yok, dünyaya hiçbir şey vermedin, doğmasaydın hiçbir şey değişmiş olmazdı, senin gibi insanlardan tiksiniyorum " diye devam etti. Çocuk " Evet, en azından suçsuz insanları kaçırıp işkence edebilirdim değil mi? " diye cevap verdikten sonra iri cüsselinin kocaman yumruklarını beyninde hissetti.
Ağzında birikmiş salya ve kan karışımını tükürüp
" Beni niye kaçırıyorsunuz abi o zaman ya gidin katilleri kaçırın " dedi.
" Cinayet en doğal güdüdür. Habil ve kabilden de önce hayvanlar birbirlerini öldürüyordu. Sadece avlanmak için değil, bölgelerini korumak için, ben buranın hakimiyim demek için. Ama hiçlik, doğa kanunlarına aykırı ve bu doğaya en büyük saygısızlık " dedi küçük cüsseli, aynı anda çocuğun çıplak ayaklarına basarken.

Artık neden kaçırıldığını bildiği için merak duygusunun yerini panik ve korku aldı.
" Abi beni bırak, ama bu depodan çıkarma, yanına al bari yemin ederim kulun kölen olurum abi ne istersen yaparım nolur beni çöz " diye ağlamaya ve yalvarmaya başladı, iyice kontrolden çıkmıştı artık. Çırpınıyor, bağırarak ağlıyor aynı anda yalvarmaya devam ediyordu.

" İnsanoğlunun ne kadar düşebileceğini gösteriyorsun bana. Sana baktıkça tiksiniyorum tüm insanlardan. Hiçbir amacı olmadan yaşayanlardan, tükettiğinin farkına bile varmayanlardan, hayatı sadece diğer insanlarla olan etkileşimlerinden ibaret sananlardan, yalancılardan, korkaklardan, et yığını haline gelmişlerden, ruhunun izini kaybedip aramaya bile gitmeyenlerden tiksiniyorum. Evrenin hakimi gibi davranmanızdan ama en küçük panik anında karıncadan bile aşağıda olmanızdan tiksiniyorum ve senin kaderin burada çürümek olacak "

Artık hiç bir umudu kalmayan çocuk kalan son enerjisini de kelepçeleri çözmeye yardım çığlıkları atmaya, bağırmaya, önündeki adamlara kafa atmaya çalışarak harcadı.

İri cüsselinin eli tekrar çoraba uzandığında çocuk ciğerlerini yırtarcasına bağırmaya başladı. Ağzını sıkı sıkı kapattı ama iri cüsselinin beşten sonrasını saymadığı yumruklarına dişleri dayanamadı ve ağzı açıldı, çorap içeri girdi, dudakları bantlandı. Elleri, ayakları kanıyordu, gözlerinden biri kapanmış, yüzü; gözyaşının kan üzerinde oluşturduğu izlerle çizgi çizgi görünüyordu. Vücudunun her gözeneğinden acı fışkırıyordu. Açık kalan tek burun deliğiyle nefes alırken açık kalan tek gözüyle yerdeki kana baktı, üşüdüğünü hissetti. Deponun soğuğundan mı yoksa kaybettiği kandan dolayı mı üşüdüğünü bilmese de en iyimser ihtimal kan kaybından üşümesiydi. Çok geçmeden kan kaybından ölürüm herhalde dedi kendi kendine. Rahatladı. En azından acının uzun sürmeyeceğini bilmek onu rahatlattı.

Boş ve ölüm kadar sessiz deponun kapısı kapandı, sürgülendi. Her şey karardı. Ölüyor muydu yoksa sadece depo mu karanlıktı bilemedi.

11 Ekim 2012 Perşembe

Esmeralda

Senin eskiden oturduğun yere giderim bazen,
Bir sigara yakarım oturup.
Sokak lambaları yanmaz sizin orada,
Karanlık.
Ne aydınlık ki amına koyayım.

Şimdi oturduğun yere gitmem,
Niye gideyim görürsün belki,
Dersin kim lan bu?
Notre dame mı?
Bir de gülersiniz ayı gibi, hoş olmaz yani.

Ben niye kambur oldum sorma tabi.
İnsanların yüzlerine bakmamaktan,
Sokak ortasında kusmayayım diye.
Tabi sen bak, hayat sana güzel
Şakalar komiklikler

Esmeralda;
Su getir,
Git ara bul getir,
Saçlarını yolma ama
Çok güzel kokar çünkü saçların.

Sevsene beni, sevecen mi?
Ben olsam ben de sevmem
Kalbim de küçücük benim
Göt kadar
Sığmayız ikimiz sen geç otur

Geçen ayran aldım iki kilo
İçemedik kaldı öyle.
Sen olsaydın içerdik lahmacunla.
Ya da ne bilim belki yemek yapardın türlü falan.
Ben de saçlarını koklardım belki.

Ben seni sevdim herhalde
Sen beni sevmedin büyük ihtimal
Ama ben yine de eskiden oturduğun yere giderim
Belki kokun toprağa sinmiştir ne bilim, umut fakirin ekmeği işte.
Belki bir gün kokun evime de siner diye.



5 Ekim 2012 Cuma

Orospu Çocuğu Bir Yaşam ve Sikindirik Hayaller

Hayatımın en güzel dönemi, şu an hatırlayıp mutlu olduğum neden yaşamam gerektiğini hatırlatan anların saklandığı dönem, yaşamak için tek sebebimin belki ilerde de aynı duyguya sahip olma umudumun oluştuğu dönem beş veya altı yıl önceydi.

Hayallerim vardı. Şu anki gibi bir hafta sonrasını hedefleyen hayallerden değil. Yaşamımı güzel kılacak hayaller. Hayatımın ilerde çok güzel olacağını düşündüren hayaller.

Doktor olacaktım ben amına koyayım lan. Yirmiüç yaşına gelmekte olan bir insanın hala en mutlu anısı güneş batarken Grey's Anatomy izlemek olur mu lan? O kadar net hatırlıyorum ki o anı, resmini bile çizebilirim.

Hayallerim vardı benim. Irzına geçilmeden önce çok saf ve güzel olan hayallerim vardı orospu çocukları.
Bunca yıl yaşadıktan, hayatın sana istediklerini vermediğini anladıktan sonra ne anlamı kaldı hayallerimin?

Kızgınlığın hayallerimin gerçekleşmemesine değil, yanlış anlaşılmasın. Hayallerimin bile öldürülmesine. Hayatın gerçekçiliğine,hayallerin gerçekleşmeyecek olduğunu yüzüme vurmasına.

Beş yıl önceki mutluluğumu hissedebileceğime dair tek umut zaman makinesinin icad olması. Bu ne kadar saçma bir şey lan? Artık hayal kuramıyorum. Korkuyorum. Kurduğum hayaller gerçekleşme ihtimali en yüksek olaylar üzerine. Hay sikeyim böyle işi lan.

Doktor olacaktım ben orospu çocukları. Doktor olma hayalim vardı.

Ben nerden bileyim yaşadıkça düşüneceğin şeyler olacağını. Hayal kurarken bile aklında bin tane şey olacağını? Sorumluluklarım olacağını nerden bileyim? Yaşamak " zorunda " olduğumu nerden bileyim?

Ben hayatımızı yaşıyoruz sanıyordum. Meğer sadece ölmemeye çalışıyormuşuz, bize verilen hayatı korumaya çalışıyormuşuz. Bana, bana yer tut deyince bile geriliyorum amına koyayım ya. Bu hayatı koru denilidiğinde nasıl keyfi alayım lan?

Ben istediğimiz için yaşıyoruz sanıyordum. Yaşıyorum sanıyordum. Meğer yaşatılıyormuşuz amına koyayım.

Ölüm yaşamanın zıttı değildir, ölüm doğumun zıttıdır. Life is eternal demiş anathema. Lan bi siktir git ordan hoşaf ya.

Ziyaretçi Künyesi

Online

 

LIGHTSFROMDARKSOULS . Copyright 2008 All Rights Reserved Revolution Two Church theme by Brian Gardner Converted into Blogger Template by Bloganol dot com

Blogger Gadgets