6 Aralık 2020 Pazar

Bazen İntihar Edesim Geliyor

 Bazen kendimi öldürmek istiyorum. Kessem diyorum bileklerimi, ya da assam kendimi.

 Böyle yazınca çok depresif oldu, öyle değil.

Çok dertliyim, depresyondayım gibi değil de, "amaan yaşadık yeter ya" gibi, bir süre oynayıp tat vermemeye başlayan oyundan çıkmak gibi.

Ölsem de çok bir şey farketmeyecekmiş gibi. E madem öyle, neden yaşam denen hamallığı çekeyim?

Hayatın güzellikleri kötülüklerine denk. Yani yaşamak benim için nötr bir şey oldu sanki.

Ya gerçekten de bir simülasyon veya oyundaysak ve ölünce yeni oyuna geçiyorsak? O zaman keriz gibi 60 70 sene bu oyunu oynamış olmayacak mıyız?

Yani önümdeki tahmini 40 senede yaşayacağım mutlulukların yaşayacağım acılardan fazla olacağının garantisi var mı? Yok.

Gerçi Marcus Aurelius'un dediği gibi: "Her zaman intihar etme seçeneğin var"

Doğru ama eksik, birileri sana bağlandığında, kendi yaşamının üstünde başkalarının da söz sahibi olduğu durumda intihar etmen çok zor olacak. 

Yani bazen bana saçma geliyor bunca çaba. 2 yudum mutluluk için ter ve gözyaşı dökmek...

Ne bileyim malca değil mi? Bence salaklık. Oturup "niye yapıyorum lan ben bunu" diye yarım saat düşünen herkesin varacağı sonuç intihar olurdu. Çünkü sen de bilmiyorsun, düzen böyle. Böyle öğretilmiş sana. 

50 yıllık hayatının son 20 yılı acı ve sefalet içinde geçmiş bir insanın hikayesine dışarıdan baktığında dersin ki: "keşke 30unda intihar etseydi" peki sen şu an o 30unda olmadığını nereden bilebilirsin ki?

İyimser bir bakış açısıyla ileride yaşayacağın mutlulukları, elde edeceğin kazançları düşünebilirsin. Ama bilim öyle demiyor. Çünkü yaşadığın her mutluluğa alışma eğilimindesin. O en sevdiğin yemek, hiçbir zaman ilk yediğin günkü gibi olmuyor. Olamaz. Duyguların köreliyor zamanla. Ancak acı  ve keder körelmiyor, aksine üst üste biniyor.

O yüzden körelen bir duygunun peşinde koşarken körelmeyen bir duyguya katlanmaya çalışmaya matematiksel olarak baktığında tamamen enayilik.

Çoğu insan bir amacın peşinden koşuyor, ömrünü ona adıyor. Sopa ucuna takılmış havucun peşinde giden eşşek gibi. Ama şimdiye kadar 110 milyar insan doğup ölmüş. Bu amacını kovalayanlar arasında Dünya'ya etkisi olan kaç kişi olmuştur? Taş çatlasın yüz bin. Yani; senin bir amaç peşinden koşup, "yaşadım be, yaşamam bir işe yaradı" deme ihtimalin milyonda bir.

Ayrıca o amaca ulaşınca alacağın hazın daha fazlasını da 1 gr eroin çok rahat verebilirdi.

Benim de amaçlarım da bir sürü. Elbette istiyorum. Maslov'un ihtiyaçlar hiyerarşisindeki kendini gerçekleştirme aşamasını tamamlamak istiyorum. Ama üşeniyorum bir yandan. Çok da önemi yok diyorum bazen.

Kapitalizm sağolsun, daha çok tüketmemiz için bizi sürekli besliyor. İdealarla hayallerle...

"Yaşamak güzel bak, Amerikan Rüyası bak işte. Sen de bu gördüğün adamlar gibi olabilirsin. Sadece çok çalışman lazım. Ha bu arada, ürünlerimizi almayı ve bizi takip etmeyi unutma!"

Artık sosyal medya sağolsun en kıytırık insan bile bir takım sahteliklerle bu çark'ın bir dişlisi olabiliyor.

"İnstagramda influencer olabilirsiniz siz de , bakın ben nasıl güzel bir hayat yaşıyorum ama?"

İşte bu dişlilerin arasında ezilen insanların yine tek çaresi o hayale tutunmak oluyor. Yani şöyle uzaktan bir bakıldığında daracık kafeslere tıkılmış, sürekli sağılan ineklerden pek bir farkımız yok.

Bu sistem, insanı bireyselleştirmeye, birey olma bilincini yerleştirmeye çalışıyor. Neden? yalnız kal diye. Topluluk oluşturup başımıza bela olma diye. 

Hatta seni topluma düşman ediyor. Birbirini ez diyor, yanındakine omuz atmalısın birinci olmak istiyorsan diyor, en tepeye çık diyor, herkesi ez diyor.

Böylece o "birey"in sırtını dayayacağı hiçbir şey kalmıyor. 

Seni; sen farketmeden yavaş yavaş, o sağacağı ahıra sokuyor.

Sana önce peşinde koşacağın bir hayal veriyor, sonra peşinde koşman için gerekli malzemeleri satıyor. Ne güzel düzen anasını satayım.

Sonuç olarak, ben bu düzene karşı durabilir miyim? Duramam. Bu deforme hayatın bana göre dizayn edilmediği de belli.

Ee niye intihar etmiyorum? Desmond gibi "see you in another life bro" deyip çekip gitmiyorum?

Çünkü bu beyninin tek amacı seni hayatta tutmak. Bir yolunu bulup seni engeller. Yok öyle çekip gitmek.

Neyse, öyle "hayat çok kötü hüü, bütün insanlar pis, bu düzen beni mahvetti" demek için yazmadım. Matematiksel olarak intihar etmenin çok da saçma olduğunu anlatmak istedim.

Niye istediysem? Arada isterim işte böyle. Gelirler arada bana. Size de gelsin olm. Ne o polyanna gibi.












13 Kasım 2020 Cuma

Dün Gece Kendimi Normal Bir İnsan Gibi Hissettim


    Dün gece yatağa yattım. Çabuk uyurum. Nadir durumlar haricinde uykuyla aram çok iyidir. Gözlerimi kapattım ve içimde bir boşluk hissettim. Ne yapacağını bilmeyen bir insanın boşluğu gibi depresif bir boşluk değil. Daha çok masanı veya dolabını toparladığında hissettiğin bir boşluk. Bir ferahlık.

    "Aa" dedim "noluyor? İyiyim lan ben. Normalim." "Ben anormal bir insanım marjinalim değişiğim ben üstünüm hepinizden" manasında değil. İyileşen bir hastanın ağrıyan yerine bakıp artık ağrımadığını hissetmesi gibi bir normallik.

    Aylar önce kulağım çınlamasıyla uyanıp kafamdaki sesleri çınlamanın bastırmasıyla oluşan "hele şükür" duygusuna yakın bir duyguydu. O kadar güzel değildi ama yine de huzur vericiydi.

    Bu normalliğin uzun sürmesini istedim, kulak çınlamasında olduğu gibi panik yapıp geçirmeye çalışmadım. Akışına bıraktım bir "ohh" çektim. "Vay be" dedim "diğer insanlar demek ki böyle hissediyorlar, ne güzel..."

    Ama geçti. O lanet olası benliğim geri geldi. Nereye gittiyse o kısa süre içinde?

    Şimdi diyeceksiniz ki neden bahsediyorsun ne normali? Anlatayım:

    Uzun süre boyunca sosyal fobi hayatımı ele geçirmişti ve ben bunun bir rahatsızlık olduğunu bilmeden kendimi sürekli ezik hissediyordum. Bu ezikliği "bütün insanlar geri zekalı ben onlardan üstünüm" düşüncesiyle yoğurduğum bir benlik inşa ederek çözmeye çalıştım. Çalıştım diyorum ama aslında "çalışmışım" olmalı çünkü bilinçli yaptığım bir eylem değildi.

    Bu kibirli alt benlik öylesine güçlendi ki asıl benliğimi baskılamaya, onun yerine geçmeye başladı. İnsanlara yöneltmesi gereken öfkeyi ve tiksintiyi bana yöneltir oldu.

    Bu lanet olası durum sonucunda içimde sürekli beni aşağılayan eleştiren, yetersiz bulan, doymayan bir insan daha taşır oldum. "İnsan kendisiyle barışmalı, kendini sev" cümlesindeki "kendi" denilen şey bana düşman oldu. Bana düşman birisiyle nasıl barışabilirim? Ben onun kölesiyim zaten onun benimle barışması veya beni terketmesi gerekiyor artık.

    Gollum gibi "leave now and never come back" benzeri bir epizod geçirmeliyim ki atabileyim. Ne yaparsam yaptım yetmiyor, doymuyor. Bir yandan da, bir itici güç olarak kendimi geliştirmeye yarıyor diyebilirim ama kendini geliştirmenin hazzını alamadıktan sonra ne anlamı var ki bunun?

   İşte o normallik anında ben uzun zaman sonra ilk defa huzurlu hissettim.

    Lütfen; leave now and never come back.

Ziyaretçi Künyesi

Online

 

LIGHTSFROMDARKSOULS . Copyright 2008 All Rights Reserved Revolution Two Church theme by Brian Gardner Converted into Blogger Template by Bloganol dot com

Blogger Gadgets