Telefonuma baktım. Gelen mesaj aylardır alamadığım maaşımın bu ay da elime geçmeyeceğini müjdeliyordu. "Hay sikiyim" diyip Markete doğru yokuş aşağı yürümeye devam ettim.
Bu yokuş aşağı yürüyüş, elimde poşetler varken yokuş yukarı yürümem demekti.Bu sefer de eski marketimizi kapatanlara küfrettim. On adımda bir küfrediyordum.
Ellerimi göğüs kafesime sokup parçalayasım geliyordu. Anlık bir bunaltıyla değil, bu sahne gün içinde aralıklarla beynime çakıyordu. "Arabayla gelseydim keşke" dedim.
Ancak arabayı park etmeyi henüz öğrenmemiştim. Neyi öğrenmiştim? Son 3 sene içinde pek bişey öğrendiğim söylenemez.
30a 3.5 var. 30. Her şeyin düzene uygun olması için son yaş sanırım.30 yaşında evli ve çocuklu, ailesini pazar günü arabayla alışveriş merkezine götürebilecek kapasitede olmalı insan.
Eksikliklerimi tamamlamak için 3.5 senem var. Çok da kısa değil. Uzun? Hiç değil. Bu zorunluluklar canımı sıkıyor. Dişimi sıktırırken yanlışlıkla 1 senedir çürük dişime dokundu sağlam dişim.
Kısa ama felaket bir acı hissettim. Arada hissediyordum. Korkudan erteliyordum. Erteledikçe kötüleşiyor, kötüleştikçe korkuyordum. Kendi kendine çürüyüp gitmesini umud ediyordum. Ama diğer umutlarım gibi bu da tamamıyla gerzekçeydi.
Ben bir gerzektim. Aptal olmasam da sosyal açıdan gerzeğin bayrak taşıyanıydım. Kanım mı azdı? Yoksa beni sopayla dürtecek bir çobanım mı yoktu? Sürüden kopup gitmiştim.
Sürünün de çok mutlu olduğu söylenemezdi. Hatta ben onlara nazaran daha mutluydum. Ancak sürüden ayrı kalmanın psikolojisi benim mutlu olmama izin vermiyordu. Ah keşke benden oluşan bir sürüm olsaydı.
Ne çobanım ne sürüm vardı.
Mutlu musun diye sordu geçmişimden gelen bir gölge. Durduk yere. Pat diye. Mutluyum demek istemedim. Ama mutsuz değildim ki. Niye mutsuz değildim? Keşke mutsuz olsaydım.
Bir insan neden mutsuz olmak ister? Çünkü gerzektir. Ben de bir gerzeğim. Mutsuzluk kara bir nehir olsa da en azından akıyor. Bense grimsi saçma sapan bir göletin içindeyim.
Yerimden kalkasım yok. Yatmayan kuş kadar maaşımla bu bir kenarı olmayan ofis sandalyemde ölene kadar oturmak istiyorum. İstemiyorum aslında da öyle yapasım geliyor.
Ben de mutlu olmak istiyorum. Mutluluğa mutsuzluğa uzak olduğumdan daha yakınım. Ancak biliyorum ki mutlu olmamı gerektirecek şeyleri yapmak beni mutsuz edecek.
Açık konuşayım. Öncelikle para kazanmam gerek. Gerçek para. Bunun için çalışmam gerekecek. Çalışınca da beni şu an mutlu eden şeyleri kaybedeceğim. Mutluluk yüzlerce anahtarın kombinasyonuyla açılan bir kapı. Ancak asla doğru kombinasyonu tutturamıyorum.
Bir diğeri, aşık olunmak istiyorum. Ama bunun için de kendimden fedakarlık etmem gerekecek.
İşte bu yüzden bu koltuktayım. Ben kendime mutlulukla mutsuzluk arasında güzel bir yer buldum. Mutluluğa bir adım atarsam yerimi kaybedeceğimden korkuyorum.
Hayatımın özeti bu. Risk almadan yaşamaya çalışmanın bedeli bu. Elimde 100 lira var, yatırım yapsam zengin olacağım ama ya olamazsam?
Sorun şu ki bu 100 lira bitmeye başlıyor. Teker teker kaybediyorum elimdekileri. İşte bu yüzden ben burdayım. Bir mucize bekliyorum. Gözlerimi kapatıp hiçbir şey yapmadan mutlu bir hayata uyanmak istiyorum.
Benim ismim vakamijin. Ne kadar gerzek bir isim dimi? Ben uydurdum. Çünkü ben bir gerzeğim.