27 Eylül 2016 Salı

Ben Bir Gerzeğim.

"Anne, ben ayı olsam benden korkardın dimi?" diye sordu küçük kız annesine. Cevabını duyamayacak kadar hızlı yürüyordum.
Telefonuma baktım. Gelen mesaj aylardır alamadığım maaşımın bu ay da elime geçmeyeceğini müjdeliyordu. "Hay sikiyim" diyip Markete doğru yokuş aşağı yürümeye devam ettim.
Bu yokuş aşağı yürüyüş, elimde poşetler varken yokuş yukarı yürümem demekti.Bu sefer de eski marketimizi kapatanlara küfrettim. On adımda bir küfrediyordum.
Ellerimi göğüs kafesime sokup parçalayasım geliyordu. Anlık bir bunaltıyla değil, bu sahne gün içinde aralıklarla beynime çakıyordu. "Arabayla gelseydim keşke" dedim.
Ancak arabayı park etmeyi henüz öğrenmemiştim. Neyi öğrenmiştim? Son 3 sene içinde pek bişey öğrendiğim söylenemez.
30a 3.5 var. 30. Her şeyin düzene uygun olması için son yaş sanırım.30 yaşında evli ve çocuklu, ailesini pazar günü arabayla alışveriş merkezine götürebilecek kapasitede olmalı insan.
Eksikliklerimi tamamlamak için 3.5 senem var. Çok da kısa değil. Uzun? Hiç değil. Bu zorunluluklar canımı sıkıyor. Dişimi sıktırırken yanlışlıkla 1 senedir çürük dişime dokundu sağlam dişim.
Kısa ama felaket bir acı hissettim. Arada hissediyordum. Korkudan erteliyordum. Erteledikçe kötüleşiyor, kötüleştikçe korkuyordum. Kendi kendine çürüyüp gitmesini umud ediyordum. Ama diğer umutlarım gibi bu da tamamıyla gerzekçeydi.
Ben bir gerzektim. Aptal olmasam da sosyal açıdan gerzeğin bayrak taşıyanıydım. Kanım mı azdı? Yoksa beni sopayla dürtecek bir çobanım mı yoktu? Sürüden kopup gitmiştim.
Sürünün de çok mutlu olduğu söylenemezdi. Hatta ben onlara nazaran daha mutluydum. Ancak sürüden ayrı kalmanın psikolojisi benim mutlu olmama izin vermiyordu. Ah keşke benden oluşan bir sürüm olsaydı.
Ne çobanım ne sürüm vardı.
Mutlu musun diye sordu geçmişimden gelen bir gölge. Durduk yere. Pat diye. Mutluyum demek istemedim. Ama mutsuz değildim ki. Niye mutsuz değildim? Keşke mutsuz olsaydım.
Bir insan neden mutsuz olmak ister? Çünkü gerzektir. Ben de bir gerzeğim. Mutsuzluk kara bir nehir olsa da en azından akıyor. Bense grimsi saçma sapan bir göletin içindeyim.
Yerimden kalkasım yok. Yatmayan kuş kadar maaşımla bu bir kenarı olmayan ofis sandalyemde ölene kadar oturmak istiyorum. İstemiyorum aslında da öyle yapasım geliyor.
Ben de mutlu olmak istiyorum. Mutluluğa mutsuzluğa uzak olduğumdan daha yakınım. Ancak biliyorum ki mutlu olmamı gerektirecek şeyleri yapmak beni mutsuz edecek.
Açık konuşayım. Öncelikle para kazanmam gerek. Gerçek para. Bunun için çalışmam gerekecek. Çalışınca da beni şu an mutlu eden şeyleri kaybedeceğim. Mutluluk yüzlerce anahtarın kombinasyonuyla açılan bir kapı. Ancak asla doğru kombinasyonu tutturamıyorum.
Bir diğeri, aşık olunmak istiyorum. Ama bunun için de kendimden fedakarlık etmem gerekecek.
İşte bu yüzden bu koltuktayım. Ben kendime mutlulukla mutsuzluk arasında güzel bir yer buldum. Mutluluğa bir adım atarsam yerimi kaybedeceğimden korkuyorum.
Hayatımın özeti bu. Risk almadan yaşamaya çalışmanın bedeli bu. Elimde 100 lira var, yatırım yapsam zengin olacağım ama ya olamazsam?
Sorun şu ki bu 100 lira bitmeye başlıyor. Teker teker kaybediyorum elimdekileri. İşte bu yüzden ben burdayım. Bir mucize bekliyorum. Gözlerimi kapatıp hiçbir şey yapmadan mutlu bir hayata uyanmak istiyorum.
Benim ismim vakamijin. Ne kadar gerzek bir isim dimi? Ben uydurdum. Çünkü ben bir gerzeğim.

3 Eylül 2016 Cumartesi

Söz

Bir kenara atılmış fotoğraflar, bazısı yırtılmış bazısı yanmış; elbette yakılmış. 
Bir fotoğraf kendi kendine yanamaz ya. Altında kül bile duruyor bak.

Her fotoğrafta olan bir adam varmış, o adam hiç yaşamamış. Nefes almış belki ama yaşamamış. Yaşatmamışlar. Öldürmüşler demiyorum ama yaşatmamışlar.

Her sözü tatlı bir kadın varmış. Sözü demeyelim lafı diyelim. Çünkü sözlerini asla tutmazmış.

Bölük pörçük besteler dağılmış dört bir yana. Tatlı sözlü kadın birleştireceğine dair söz vermiş. Bak dağınık hepsi. Ne oldu? Ya kadın öldü, ya sözü.

İncecik bir ses duyulmuş. Kan dağılmış her yere. Kalp sökülünce kanar ya.


Oturup bir sigara yakmış adam. Kalbi bir kavanoza koymuş. Artık tatlı sözlü kadın verdiği sözü tutabilirmiş. Kalbi adamdaymış. 

27 Ağustos 2016 Cumartesi

Kaos - Bölüm 2

    Bomboş geçen günlerinin üzüntüsü ve günlerinin bomboş geçmemesi için yapabileceği şeyleri yapmasını engelleyen inanılmaz tembelliği arasında sıkışmış, ağzındaki iğrenç metal tadıyla yatağa kendi atmıştı. Uykuya dalmak üzereyken üzerinde bir serinlik hissetti, yorgana sarıldı. Serinlik beraberinde hayatında hiç hissetmediği tarif edilemez bir duyguyu getirdi.
-          -  Merhaba Ra, şu an delirdiğini düşünüyorsun, düşünme. Tam karşındaki aynaya bak ve sakın bağırma.
   Ayna yerinden hareket etti ve Ra’nın tam sağında ona önü dönük şekilde havada asılı kaldı.    Aynanın arkasında akışkanmış gibi duran mavimsi bir zemin vardı.
-           - Elini uzat.
   Elini uzatmak istemese de kontrol edilemez şekilde eli aynaya doğru gitti. Aynadan içeri girdi ve artık elini hissetmiyordu. Bağırmak istese de bağıramıyordu. Tek yapabildiği gözlerini kırpmak ve olanlara anlam vermeye çalışmaktı.
    - Sana maddenin ve insanlığın tarihi üzerinde çok kısa bir açıklama yapacağım ve seni çok istediğin şeye kavuşturacağım.
   - Madde; enerjinin sıkılaştırılmış inanılmaz yoğunluktaki halidir. İnsanın gücü ise enerjisini kontrol edebilmesidir. Eğer enerjine hükmetmeyi başarırsan her şeye hükmedebilirsin. İnsanoğlu uzak gelecekte bunu başardı ve üst bilinç geliştirerek sizin şu an yaşadığınız 3. Boyuttan 4. Boyuta terfi etti.
   Seni neden seçtiğime gelince, içindeki iyilik muazzam boyutlarda ve böyle bir paranormal olayı zihninde canlandırdığın için seni ikna etmek kolay olacak diye düşündüm.
   Peki, neden 3. Boyuttaki canlılarla uğraşayım ki değil mi? Çünkü içimizden birisi bir deney yapmaya karar verdi. Sanıyorum bu sizin evriminize kötü etki edecek dolayısıyla bize de büyük zararı dokunacak hatta yok olmanın eşiğine geleceğiz. Bu deneyin ne zaman ve ne şekilde olacağını bilmiyorum. Tek bildiğin senin gibi 3. Boyuttaki bir insan kullanılacak. Zamanı geldiğinde anlayacaksın.
   Şimdi, sana verdiğim güç kötü enerjiyi yok edebilmek. Ne için kullanacağını zaten biliyorum. Bir daha karşılaşma ihtimalimiz çok az. Kendi başınasın. İyi şanslar.
   Ayna eski yerine dönmüş, elinin kontrolünü geri kazanmış ancak olanlara hala anlam verememişti.     Uyanmak için çabaladı ancak uyanıktı. Uyanamayacağını anlayınca uyumaya çalıştı. Onu da beceremedi.

.


   Tamamen beyazlıkla donatılmış, insanda hiçlikteymiş hissi uyandıran odasında bir sonraki hastasını bekliyordu. İnsanları enerjiyle iyileştirebilme gücünü kazanmasının üstünden 2 yıl, bu gücünü kullanabilmeyi keşfetmesinin üzerinden 1 yıl geçmişti. Odaya yaşlı bir erkek ve 16 yaşlarında hasta bir kız girdi.
   - Buyurun. Kızımızın beyninde tümör var gördüğüm kadarıyla.
   - Dedikleri kadar varmışsınız. Son çare size geldik.
   - Tabi. Siz babası mısınız?
   - Dedesiyim. Yetim bu çocuk.
   - Tamam, siz çıkın dışarı işlem bitince size haber verilecek.
   - Peki. Korkma kızım, iyi olacaksın.
   - Adın ne senin?
   - Yua
   - Tamam Yuacığım çıkar üstündekileri bakalım.
   Kız kazağını çıkardı.
   - Hepsini çıkar ne varsa.
   Şaşırmış ve korkmuştu. Başlangıcı ve sonu belli değil gibi görünen bembeyaz bir odada bembeyaz bir adam karşısında kömür gibi parlıyordu.
   -Korkma abicim çıkar ben doktorum utanma olmaz tıpta.
   Utana sıkıla çıkardı üstündekileri
   - Yüzüstü uzan şuraya.
   - Şimdi senden istediğim en mutlu olduğun anı düşünmen. Gerçek olmasa da olur en mutlu olduğun yere git zihninde.
   Yua gözlerini kapatıp düşüncelere daldı.
   Ra bir elini kızın alnına diğer elini de kalbinin üstüne koydu.
   - Çok güzeeeel. Şimdi kalbine doğru bastıracağım, korkma. Gözlerini açma, en mutlu olduğun anı düşünmeye devam et.
   Ra’nın eli kızın göğsünden içeri kaydı. Kız hissetmemişe benziyordu. Diğer eli kalbine doğru kayarken kalbini tutan eli de yukarı doğru çıkmaya başlamış boğazında birleşmişti.
   - Gözlerini açmıyosun, güzeel. Şimdi ağzını kocaman aç bakim. Eveet. Ağzında kötü bir tat hissedeceksin korkma sakın sen düşünmeye devam et.
   Ağzında katran birikmeye başladıkça kız nefes alamamaya ve öksürmeye başladı.
   - Tamam gözlerini aç kus yere şimdi.
   Kız yere bir avuç dolusu zift kustu. Yüzüne sabitlemiş bir gülümsemeyle sarıldı.
   - Zatria de kayni!
   - Fıratlı mısın?
   - Tare.
   - Telerin dilini anlıyorsun ama konuşamıyorsun sanırım.
   - Tare.
   - Anladım. Geçmiş olsun. Şu beyaz elbiseyi giy. Dedenin yanına gidelim.
   Genç kızla odadan dışarı çıktılar. Herkes pür dikkat televizyonu izliyordu. Televizyonda bir adam bağırıyordu : “15 gün içinde ülkedeki tüm Fıratlılar öldürülmezse ülkeyi yok edeceğim
Ra odadan çıkınca herkes televizyonu bırakıp bu ışıktan oluşmuşa benzeyen adamı izlemeye koyuldu. Kızın dedesi kızını görünce koşarak yanına geldi, Ra’nın elini öpmek için hamle yaptı. Sonra sarılıp ağlamaya başladı.
   - Zatria de kayni te Mikaeli.

Fırat dilinde bu Allah senden razı olsun Mikail demekti.

13 Haziran 2016 Pazartesi

Kaos - Bölüm 1

   Ülkenin binlerce yıllık barış anıtının tepesine çıkmış, bağırıyordu: “Kameraları çağırın.“  Ulusal güvenlik birimleri hemen olay yerine intikal etmiş, elinde hayatı dışında hiçbir kozu olmayan bu genç adamı herhangi bir tehdit ihtimaline karşı ablukaya almışlardı. Başkomiser eline megafonu alıp; “ Oradan aşağı in, yoksa müdahale etmek zorunda kalacağız. “ Adamın pek umrunda değil gibiydi bu gelen uyarı. O bağırmaya devem ediyordu: “Kameraları çağırın çok önemli bir şey söyleyeceğim.” Sabrı tükenmek üzere olan başkomiser; “İn oradan bak ne sorunun varsa hallederiz, ölmeye değmez.” Genç bir kahkaha patlattı; “Ben ölümsüzüm, zaten intihar etmeyeceğim, size bir teklif sunmak istiyorum.”
   “Ne teklifi sunacaksın, bize söyle kameralar yolda çağırdık.”
   “Tamam kameralar gelince söylerim.”
   Başkomiser ekiplere uyuşturucu iğneyi hazırlamalarını söyledi. Uyuşturucu iğne hazırlandıktan sonra adamın aşağı düşmesi ihtimaline karşı bir ekibi aşağı gönderip battaniye açtırdı.
  
   “Hazırlıklar tamam başkomiserim.”
   “Tamam, vurun.”
   

   Nişancı silahını ateşledi. Genç adamın bacağına nişanlanan uyuşturucu iğne genci vurmadı. Bir kez daha ateşlense de yine isabet etmedi.
   

   “Ateş etmiyor musunuz? Niye isabet etmiyor?”
   “Komiserim ediyoruz da bacağı ince, rüzgar da var isabet etmiyor.”
   “Ne yapalım? Kafasına mı atalım yani? Vurun şunu düzgünce.”
   Tekrar tekrar ateşlenen iğneler isabet etmiyordu.
   “Bu iğne göğüs kafesini delebilecek güçte mi Serkan?”
   “Hayır komiserim delmez.”
   “İyi, göğsüne nişan alın. Sağ tarafına nişan alın, kalbine falan denk gelmesin aman diyim ne olur ne olmaz.”
   “Emredersiniz.”
   

   Göğsüne nişan alınan iğne de isabet etmedi.
   
   “Lan oğlum delirteceksiniz beni, silah mı bozuk kocaman hedef var, nasıl vuramıyorsunuz ya?”
   “Komiserim…”
   “Ne var?”
   “…”
   “Ne var oğlum? Nee var söylesene!”
   “İçinden geçti iğne.”
   “Ne demek içinden geçti?”
   “İçinden geçti, gitti.”
   “Serkan taşşak mı geçiyorsun evladım!”
   “Komiserim bakın şu an ateş ediyorum dürbünle bakabilirsiniz içinden geçiyor.”
   

   Ateş edilen iğnenin adamın içinden geçip gitmesine kendi gözleriyle şahit olan başkomiserin dili tutulmuştu.
   

   “N.. Nas..”
   Derken yine bir kahkaha duyuldu.
   “Hahahahahha Ne oldu komiser? Çağırıyor musun kameraları?”
   “T.. Tamam”  “Elif, çağır haber bültenlerinden en az izleneni, canlı yayın yapıyor gibi göstersinler yalnız.”
   “Anlaşıldı komiserim.”
   “Elif”
   “Emredin komiserim.”
   “Şu içinden geçme olayı… Kimse duymayacak anlaşıldı mı?”
   “Emredersiniz komiserim.”
  

    Yarım saatten az bir süre içinde Tek Tv haber bülteni aracı yanaştı anıtın yanına.
   “Kızım, canlı yayın yapıyormuşsunuz gibi yayın yapacaksın anlaşıldı mı? Güzel malzeme çıkarsa yayınlarsın." Kafa sallamakla yetindi kadın.

   “Sayın seyirciler, şu an Risame’de barış anıtından yayın yapıyoruz. Ülkenin bilinen en eski anıtının tepesine tırmananan bir vatandaş bir teklifi olduğunu söylüyor. Basın mensupları gelmeden bir şey söylememekte diretti, şu an teklifini dinlemek üzereyiz” deyip mikrofonu anıtın tepesindeki adama uzatır gibi yaptı; “Yayındayız.” Dedi.
   “Güzel. Evet Sevgili Telerin halkı. Söyleyeceklerime kulak verin. Çünkü bu işin içinde siz de varsınız. Bildiğiniz gibi devletimiz sağolsun ülke son 1 sene içinde Fıratlılarla doldu taştı. Her yerde onlar var. Bize söz hakkı tanınmadan yapılan bu birleşmeden Fıratlılar hariç herkes rahatsız. Gelişmiş ülkemizi gelişmemiş insanlarla doldurarak gerilemeye sebep oldular. Herkesin içinde kök salan nefreti dışarı vurmanın vakti geldi.
   Teklifim şu; 15 gün içinde, ülkedeki tüm Fıratlılar öldürülmezse, ülkeyi yok edeceğim. Gücümün çok küçük bir parçasını buradakiler gördü. Komisere sorabilirsiniz. Ancak sizi de ikna edebilmem gerek. O yüzden…”
   Barış anıtının tepesinden atlayan genç, sonra iki elini yavaşça yukarı kaldırarak anıtı yerinden söktü. Havada ters dönen anıtı da baş aşağı konumda eski yerine gömdü.
   

   Herkes ağzı açık, dili tutulmuş vaziyette adamı izliyordu. Herkes çevresindekilere bakıp onların da aynı şeyi görüp görmediğinden emin olmak istiyordu. Kendini çimdikleyenler, gerçek olduğuna inanamayanlar...
   Ancak gördükleri her şey gerçekti. Genç tekrar konuşmaya başladı.
  

   “Ha, komiserim bu arada, eğer bu görüntüleri akşam haberlerde göremezsem, sana yemin ediyorum ülkede ne kadar karakol varsa yıkarım, ne kadar polis varsa öldürürüm. Bunu yapabileceğime inanman zor olmasa gerek artık.”
Komiserin dili tutulmuş, konuşamıyordu. Tam da bu anda şaşkınlıktan olsa gerek polislerden birisi ateş etti. Ancak yarım saat önce de şahit oldukları gibi mermiler adamın içinden geçip gitti.

   “Söylemiştim, ben; ölemem. Aslında beni tanıyorsunuz.”
Herkes hipnotize olmuşçasına adama bakıyor ve pür dikkat dinliyordu.

   “Tanımadınız mı? Benim, Azrail.”

25 Mayıs 2016 Çarşamba

Siktirin Gidin

Verilmeyen cevaplar var. Aradığım değil, beklediğim. Hani bilirsin ne cevap geleceğini ama beklersin ya, öyle bir şey.
Konuşulmayan şeyler... Üç noktalar var binlerce. Üç binlerce noktalar.
Neyse en azından bir şeyler var diyorsun ama olmasalar mı acaba?  Olmasaydılar da çok. Bok belki de bilemedim.
Ne diyorum ben? Neyse en azından diyorum bir şeyler. Ya demeyenler?
Duvar mıyım ben? Duvarım belki de, burda bekle desen burda duvarım ben sen gelene kadar.

Sen diyorum kusura bakmayın, Hayatımın şekil almasında ortak bir amaç içerisinde olduğunuzdan belki de sen diyorum size.

Biz kimiz? Siz malsınız. Narsist piçlersiniz. Belki de ben narsistim. Narsist olsaydım hepinize narsist derdim. Ama hepinizin narsist piçler olduğu gerçeğini değiştirmez bu.

Çiçek olsaydım hepiniz arı olurdunuz. Eşek arıları. Emer emer giderdiniz özümü. Eşek arıları da bal yapar bilmez misin? Eşeklerden öz toplar onlar. Eşek balı yaparlar.

Susun öyle mal gibi. Verecek cevabın yoksa susarsın. Ama ben hep cevap verilecek şeyler sorarım. Demek ki bana verecek cevabınız yok. Bir cevabı bile esirgyorsunuz demek ki. İyi öyle olsun derim hep üstelemem. Ama bazı gerizekalılar üstelenmekten hoşlanırmış, ne bileyim? Kahin değilim.

Siktirin gidin şimdi. Kızmadım, gidin siktirin kendinizi bir yerlerde. Rahatlarsınız belki.

N'aptım, anlamadım ki size. Hiçbir şey yapmamak için hiç bir şey yapmadım oysaki.

Kafanıza vuruyum pat pat. Bunu severmişsiniz öyle duydum.

Hiçbir şey yapamadığınız adamların hırsını hiçbir şey yapmayan adamlardan çıkarmanız da tam size göre. Anlıyoruz ama biz merak etmeyin güzel kızlar.

Evet kızlar. Bu laflarım sizeydi. Belki de kadınlar açıp bakmadım ne bileyim? Kafanızı lan kafanızı. Aklınız hep piçliğe çalışıyor. Başka bir boka çalışmıyor.

Genelleme yaptım evet, genellemeler genellemek için yapılır. Onu yapma bunu yapma, oldu. Ben durayım burda, vurun kafanıza göre. Öyle bir Dünya yok maalesef. Olsa göbek atardınız. Yağlı göbekliler sizi. Bak gene genelledim. Çünkü genel kanı bu.

Okumayın bunu, millet ne yapmış acaba diye düşünürken uykuya dalın, osura osura uyuyun.

 Ben ne yaptım demeyin sakın.

Erkekler, sizin de amınıza koyayım. Amsalak pezevenkler. Sinirliyim evet. Gelin dövüşelim. Belki çükünüzden başka yerlerinize de kan gider dövüşürken, tercihim burnunuza.

Siktirin gidin lan hepiniz. Gidin, siktirin hayatınızı birilerine. Ben burda duvarım.

Ziyaretçi Künyesi

Online

 

LIGHTSFROMDARKSOULS . Copyright 2008 All Rights Reserved Revolution Two Church theme by Brian Gardner Converted into Blogger Template by Bloganol dot com

Blogger Gadgets