Ayların en
rahatsız edicisi, en olmaması gerekeni; Kasım ve saat 6.30. Henüz karanlık
çökmemiş. Ancak aydınlıktan çok uzağız. Tek çaremiz karanlığı beklemek.
Soğuk. Soğuktan korunmak için sarıldığımız sobalarda yanan kömür kokusu evlerin gri bacalarından dışarı akıyor.Yerler çamur. Sanki dünyanın rengi kahverengiyle karışık gri.
Soğuk. Soğuktan korunmak için sarıldığımız sobalarda yanan kömür kokusu evlerin gri bacalarından dışarı akıyor.Yerler çamur. Sanki dünyanın rengi kahverengiyle karışık gri.
Ev. Evlerin
içi sarı. Ucuz 40 waltlık ampullerin aydınlatmaya çalıştığı, loşluğu geçmiş,
aydınlığa uzak evler. Sobanın aşırı ısıttığı odadan gelen televizyon sesi ve
mandalina kokusu. Sobanın hiç ısıtmadığı odadan gelen sessizlik. Ve tekrar,
tekrar arada kalmışlık.
Mutfakta
demlenen çayın tıslaması, içeride yatan hasta annenin inlemeleri ve babanın
yokluğu.
Yalnızlık.
Kasvetin hamuru. Yalnızlığa aranan çare, çaresizliğin ta kendisi. zihinlerde
binlerce dert, olmaması gereken her şeyin olmuş olması ve olması gereken her
şeyin olmaması.
Tembellik.
Üstüne oturmuş kasvetin ağırlığı. Öyle ki kolunu kaldırmana izin vermiyor. İzin
vermedikçe işler yığılıyor, zihninde birikiyor. Ve öyle bir kısır döngü ki bu,
karanlık dipsiz bir kuyudasın sanıyorsun.
En iyisi
uyumak. En azından yarın bugün kadar kötü olmaz umuduyla.
Hiç yorum yok :
Yorum Gönder