Sakallarımı hiç kesmiyorum, çok biçimsiz ve kirliler. Bu paspallığım adeta bir tokat gibi. Ne vakit bir şeyler umut etmeye kalkıyorum, kendime bakıp bir anda yıkıyorum bedenimi olduğum yere. Mert her zaman “cilliop gibi adamsın” der “senin gözlerin bende olacak var ya!”, onun karşısına boku ben diye koysam bile aynı şeyleri söylerdi ya. Ben de her zaman sektirmeden “siktir lan” derim. Sonuç olarak çok bok bir dönemdeyiz, okula verilen bu arada toplaşıp içiyoruz Emin ile beraber. Emin’de bir yerde ipin ucunu kaçırmış, neler yaptığını adım gibi bilsem de pek anlamıyordum, Mert’i de öyle. Benim de işim gücüm Öznur’du işte, yazar çizerdim ekseriyetle. Pek bir karşılığı yoktu, anlam aramaya başladığım an ben kayboluyordum zaten. Sürekli bunlar hakkında konuşurduk, benim, onun, şunun hakkında sözde yerinde tespitlerle. O gün yine lafı döndürüp dolaştırıp benim ezginliğime getirmiştik.
Ortalıkta konuşulan konu ne zaman ona gelse, utanırdım. Ne kadar gurursuz ve onursuz olduğumu en yakınlarıma bile göstermek içimi acıtırdı, ama bir yandan da konuşmak beni iyice koparıyordu bu tahtasını siktiğim cam kenarı masadan. Emin “nasılsın lan?” diye sormuştu, genel bir soruydu, Mert “lan yarak ne yaptın?” dedi. Sorular genel olsa da anlatmadan duramayacaktım. Yazdıklarmı okuyor oluşu ve siklenmemem çok hoş bir durum teşkil ediyordu ve bunu paylaşmalıydım, biraz farklı bir yolla ama.
“Tanrı ona en az dünyayı yarattığı kadar uğraşmış, Öznur bir başka bir dünya ya, başka bir gezegen, ben?”
“Eee sen göt kafalı” demişti Mert “salak mısın oğlum sen?” Gülümsüyordum, bu arada Emin olaya müdahale etti “yarak kürek işler bunlar Enis, öyle deme.”
Bazı şeyleri düşünebilecek kadar aklım vardı, tanrım Öznur çok güzeldi, öyle böyle değil, tüm iyi hallerimi toparlanıp dört yanıma, karşısına çıksam dağılırdım dört bir yana.
“Size ne lan amcıklar” dedim “ben bu mal halimle mesudum.”
“Harbiden malsın” dedi Mert.
“Mallık güzeldir” diye bana destek çıkar gibi olmuştu Emin.
“Neyin desteği oğlum bu, götüm başım dağıldı işte.”
“Cidden malsın”
“Önde gideniyim biraderim, gönder sallayanıyım, mesut da değilim sadece çok kötü şekilde ölüyorum lan, herkes ölüyor ama ben kötü ölüyorum”
Kürşat vardı birde, durumu pek farklı değildi benden. A evet, benden ileriydi biraz ve daha uzun bir geçmişe sahipti ama en fazla benim kadar boktu o da. Sürekli, durmadan birbirimizin canını yakardık. “Ne oldu lan mesaj attın siklemedi” diye içten içten gülerdim, gözleri parlardı “diyene bak lan” diye kafasını sallardı. İkimiz de kanardık, ikimiz de gülerdik. Onun da saç sakal olayı karşıktı. Ama saçları neredeyse beline kadar olduğundan ve hafif Barış Akarsu’yu çağrıştırdığından bu paspallığı ortaya çıkmazdı benim kadar. Hiç ağladığını görmedim onun, Emin’in, Mert’in. Onlar da benim ağladığımı görmediler herhalde. Düşüncesi bile kötü. Ama ağlamak sıçmak kadar mahrem bir şey değildir ki be, hatta ağladığını bile isteye göstermeli insan. Bundan utanıp sıkılmak insanlığa hakarettir. Onurla, gururla, büyüklükle, makamla, mertebeyle, parayla bir alakası yoktur bunun. Ağlarsın işte, gözüne sikindirik bir takım şeyler kaçmasına gerek yoktur. Ama hala bir oyun gibi. Sözde her birimiz en bok hayatları yaşıyoruz hatta her konuştuğumuzda hangimizinki daha bok yarıştırıyoruz, ama daha birbirimizin ağladığını bile görmedik.
not: bir de çok uzun süre geçmiş ve şu an devam etmiyormuş gibi olaylar, "-ederdik, -yapardık" kalıplarını kullanıyorum ya, kendimin kafasını sikesim geliyor.
Aslında çok sıradan bir hayat yaşıyoruz ama yediremiyoruz kendimize. en azından ben.egom kaldırmıyor düz bir hayat yaşamayı güzel de bir hayat yaşayamayacağımdan boktan bir hayatım var demek kalıyor. Sen şaapma daha stüdyo yapcaaaz o var bu vaar :D
YanıtlaSil