Sabah saat tam olarak 8.23te geceden kurduğum zemberekli saat parkeyi titreterek çaldı. Adı üniversite olan ama kafa olarak liseden bile geri kalmış bir düzene sahip olan okulumda yoklama alındığından ve uzun zamandır derse gitmediğimden kalkmak zorunda kaldım. Uyanmadım, sadece kalktım. Pakette kalan son sigaramı ve çakmağımı alıp ikisini de yaktım. Sigara sessizlikte yanarken öyle bir ses çıkarırdı ki, sırf sesi için bile başlayabilirdim sigaraya. Sanki yakmak istediğim, yok etmek için yanıp tutuştuğum her şeyi yakıyormuşum gibi hissettim. Derin bir nefes çektim ve neredeyse hiç duman çıkarmadım ağzımdan. Pencereyi açtım, dışarı baktım emekli olduğunu tahmin ettiğim 50 yaşlarında eşofmanlı adamlar ve işsiz olduğunu düşündüğüm yine eşofmanlı kadınlar elips şeklinde park parkurunda yürüyorlardı. Dünya üzerinde yapılabilecek en boş işi yapıyorlar ve insanlara spor yaptık diye anlatmak için sabırsızlanarak yürüyorlardı parkın çevresinde. İstediğin an bırakabilme ihtimalin olan herhangi bir egzersizin spor olamayacağından habersiz yürüyorlardı. Kendilerini zorlamıyorlardı bile. Sırf vicdanları hafifleyip vücutlarının ağırlığını unuttursun diye amaçsızca enerjilerini tüketiyorlardı. Nefesleri biraz olsun kesildiğinde de en yakındaki markete gidip taze ekmek ve gazete alacaklar evde harcadıkları kalorileri geri kazanmaya çalışacaklardı. Ve tıpkı yürüyüşleri gibi hayatları da döngüde devam edecekti.
Kafamı pencereden sarkıtıp havayı içime çektim, sandalyeye oturdum, kendi kendime söylendim. Ben böyle hayatın amına koyayım.
Sigaranın kuruttuğu boğazımı ferahlatmak için mutfağa yöneldim. Olmayan enerjimi boşalan sürahiyi doldurmak için damacanayı kaldırıp sürahiye boşaltarak heba ettim. Çünkü musluk suyu kirliydi. İçilmezdi. Ve biz çok temizdik.
Sürahiyi kafama dikip ferahlattım boğazımı. En azından eski günlerdeki gibi musluğa ağzımızı dayadığımız anları hatırlatıyor gibi oluyordu. Her zamanki saçmalık. Gibi oluyordu. Gibi.
Kamburluğuma kamburluk katıp evden çıktım, Bisikletime bindim, okula doğru yola çıktım. Yine insanlar görüyordum bu sefer daha genç insanlar. Bedenleri genç, ruhları ölü. Aceleleri vardı hepsinin. Zihinleri endişe doluydu. Ben de acele ettim. Geç kaldığım için tahta silmek istemiyordum. Rüzgara karşı sürdüm bisikletimi. Profesör lakaplı sınıf öğretmeni zihniyetli öğretici daha gelmemişti. Bir kaç tanıdık yüz görüp yanlarına oturdum. Konuşmadım. Hala müzik dinliyordum. Bu hayattaki tek gücüm olan müziği. "I was out of marketing my soul" diye fısıldıyordu kulaklarıma Jonas.
Okulda kaldığım süre içinde anlatacak şeylerim çoğaldı, bir şeyler oldu, bitti, başladı,söndü,gitti.Ama aslında anlatacağım şeyler azalmıştı. Düşünmemiştim bu süre zarfında, sadece yaşamıştım. gülmüştüm, korkmuştum, dinlemiştim. Ama düşünmeye fırsatım olmamıştı. Bir ara tüm şehri yakmayı hayal ettim ama hayal etmek düşünmek sayılmazdı. Hayal etmek yaşamaktan ve düşünmekten kaçmanın tek yoluydu.
Ve o sabah dışında aslında hiçbir şey olmadı. Sadece zaman akıp gitti.
İnsanın zamandan oluşan bir varlıktır. Her geçen saniye ölürüz. Her geçen saniye tüketiriz ruhumuzu. Ve artık tüketecek bir şeyimiz kalmadığında elimizdeki tek şeyi, vücudumuzu tüketip oksijenle aramızdaki bağı koparırız. Hepsi bu. İnsan zamandır. Bazılarının malzemesi bol, bazılarının kum saati çok küçüktür. Ama her kum tanesi aşağı düştüğünde ruhumuzdan da bir parça gider.
Bugün tam 22 yıl 70 gün gitti ruhumdan. Ben de seyrettim geriye ne kaldığını bilmeden. Pek de umursamadan.Küfrederek. Ben böyle hayatın amına koyayım.
Kaydol:
Kayıt Yorumları
(
Atom
)
bu dunyada yalnız olmadıgımı bır kere daha ıspat ettınız... saygılarımlaaa
YanıtlaSilBen de yalnız olmadığımıza sevindim. teşekkür ediyorum.
YanıtlaSil