12 ayın içinde bir ay neden ayrıca sevilir, nasıl olur da ayrı bir yere konmayı hak eder, ne hakla diğerlerine kıyasla övgüme layık olur bilemem. Bir ayı sadece günlerden veya saatlerden ibaret olarak gören insanlar da olabilir. Ancak benim için temmuzun anlamı çok farklı. Sayısal verilerden ve istatistiksel yaklaşımdan öte, açıkçası hissettiğim bir ay. Hatta tüm samimiyetimle söylüyorum ki koca bir yılı çekmemin tek sebebi o yılın içinde temmuzun da olmasıdır. Ancak böyle söyleyerek ona karşı olan hislerimi tam olarak açıklayabilirim.
Hayatının geri kalanını miskinlikle geçireceğini söyleseler göbek atacak bir bedene ve bundan sonra hiçbir şey düşünmeyeceği, beyninin düşünme, düşünerek efkarlanma, bundan dolayı sorun çıkarma ve ortaya çıkan sorunlara çözüm üretme fonksiyonuna gerek kalmayacağı söylense derin bir oh çekip kendini derhal kapatmaya hazır bir zihne sahip bir insandan da ancak böyle bir ayı sevmesi beklenirdi. Tatil… Neden yılın dokuzuncu ayı değil? Çünkü ismini bile anmaktan tiksindiğim bir aydır, bu yüzden sıra numarasıyla söylerim. Peki neden ağustos değil? İlk olarak ağustos, bana çocukluğumdan itibaren hep yalnız geçirdiğim doğumgünlerimi hatırlatır. İkincisi o “malum” dokuzuncu ayın arefesidir.
Temmuz, bir “bütün gününü masa başında geçirme” ritüelinden bir başka “bütün gününü masa başında geçirme”ye doğru seyredermiş gibidir başta. Çünkü miskin bünyeler, faaliyette değişikliğe gitmenin yanında yaz sıcağını da sevmez. Mümkün olduğunca güneşle temas etmemeye çalışır. Ancak aylar değişirken alışkanlıkların izlediği bu farksızmış gibi görünen seyrin kırıldığı bir nokta var: birinde masa başında istemediğim şeylerle bütün günümü geçirmeme karşılık diğer yanda kafamdaki şeyleri hayata geçirebilmem için gerekli imkan ve şartları sağlayan, dingin bir zaman. Ne ihtiyaçlarımı giderebilmek için ne de başkalarının ihtiyaçlarını giderebilmeleri için insanlarla ilişki kurma zorunluluğum var. Zorunluluklardan azade, çıkarcı paylaşımcılığa dayanan sosyal zincirlerini kırmış, tamamen özgür bir varlığım artık. Ayrıca öncekiyle aynıymış gibi görünse de temmuz, hep spontane şekilde ortaya çıkan ilklerin ayı olmuştur benim. 7 yıllık uzun aradan sonra ilk kez 2011 temmuzunda ağladım. İlk şişe şarabımı 2010 temmuzunda bitirdim. Hala dinlediğim müzik gruplarını temmuzlarda buldum. Hayatımın çok önemli bir parçası olan photoshopa yine bir temmuzda başladım.
...
Hiç yorum yok :
Yorum Gönder