Odaya girdiğimde saat 02.30du. Odanın ışığı yanmadığı için
tuvaletin ışığıyla idare etmek zorundaydım. Yatağa uzanıp olanları unutmayı
planlarken yatağın kenarında bir hamam böceği gördüm. Bayağı büyük bir şeydi.
Kendimi bildim bileli böceklerden korkarım. Ancak o an korkmadım. Yere oturdum,
olanlardan habersiz, sessizce duruyordu. Hiçbir günahı yoktu. Var olmaktan
başka hiçbir suç işlememişti. İşte orda, benim tüm çaresizliğimin aktığı yatağın
kenarında masumca duruyordu. O kadar masumdu ki başını okşayasım geldi. Bir başı
vardı elbette.
Ancak çirkindi. Siyahtı bir kere. Kelebeklerle aynı türden
olmasına rağmen hep nefret edilen, kovalanan bir canlı olarak yaşamını devam
ettirmeye çalışıyordu. Bilemiyorum belki biraz da yüzsüzdü. İstenmediği yerlere
girip çıkıyordu. Bizse sürekli genişliyor, onu bizimle aynı ortamda bulunmak
zorunda bırakıyorduk.
O an o hamam böceğinin aslında ben olduğumu anladım. İnsanlardan
kaçtıkça insanlar sürekli genişliyor, beni içlerine alıyorlar, içlerinde ne
kadar çirkin durduğumu gördüklerinde de tiksinerek bakıyorlardı. Ben de
siyahtım. Ben de çirkindim. Ben de en az bir hamam böceği kadar yüzsüzdüm. Ama birazdan
öleceğini bilmeden etrafına bakan bir hamam böceği kadar da masumdum.
Hamam böceğine dikili gözlerimden 3 damla yaş aktı. 2si sol
gözümden. Onu öldürmek zorundaydım. İçimdeki hamam böceğini öldürmek gibi bir
metafor değil. Onu gerçekten öldürmek zorundaydım çünkü yatmak istiyordum.
Yatarken üstümde gezinmesini istemezdim. Peki kelebekler? Kelebeklerle
yatabilirim çünkü onlar renkli ve güzeldirler.
Yerde duran ayakkabılarımdan biriyle hamam böceğine güçlü
bir tekme indirdim. Korkuyla ayakkabıyı kaldırdığımda can havliyle kaçmaya
çalışan hamam böceğini gördüm. Ne olduğuna anlam veremiyordu. O sadece yaşamaya
çalışıyordu. Tek hatası istenmediği bir yerde olmasıydı. Ama o istenmediğini
bilmiyordu ki? En azından kafasına cüssesinin 10 katı bir eşya onu öldürmek
amacıyla vurulana kadar.
Ben de bilmiyordum. Belki de biraz geri zekâlıyımdır. Veya
kibirliyimdir. Ancak o gün ben de biraz öldüm. Yıllardır ölmeye devam ediyorum.
Hamam böceğinin üstüne indirdiğim ayakkabı gibi benim de üstüme merhametsizce
indirilen gülüşler, acıyarak veya tiksinerek bakan gözler, canımı acıtmamak
için söylenmeyen ancak söylenememesi daha da canımı acıtan sözler var.
İnsanlar birbirlerinin zekasını küçümsemeyi bırakmalı artık.
Ben bana söylemek istediğiniz ama söylemediğiniz her şeyi anlayabiliyorum. Arkamdan
neler konuştuğunuzu zihnimde duyabilecek kadar öldürüldüm ben.
Ruhumun parça parça öldürülmesine de seyirci kalacak
değilim. Her ölümde biraz daha kapatıyorum kendimi. Sürekli saldırılan bir
insanın kendini korumaya çalışması, evi sürekli kundaklanan bir adamın evinin
etrafını duvarlarla örmesi gibi. Bir kaplumbağa gibi. Korunmaya çalıştıkça daha
da yavaşlayarak, sırtında daha çok yük taşıyarak. Ama en azından yaşamaya devam
ederek.
Kendime kurduğum duygusuzluk hapishanesinde en azından
ziyaretçi görmek istemiyorum. Duvarlardaki deliklerden de bakmayın. Biliyorum meraklısınız.
Merak etmeyin iyiyim ben. Sizden ne kadar uzak, o kadar iyi. Çünkü bu
hapishaneden her kafamı çıkardığımda bir yumruk yiyorum. En iyisi kafamı
çıkarmamak. Mazoşist değilim.
Benden utandığınız için üzgünüm. Özür dilemiyorum. Üzgünüm. Tiksinerek
baktığınız için üzgünüm. Sanki bir hamam böceği görmüşçesine...
Beni görmemeniz için siyahlara büründüm ama sürekli ışığı
açıp bakmak istiyorsunuz. Siz ışığı açmazsanız ben de sizin için var olmaktan
çıkarım endişelenmeyin.
Beni yalnız bırakın. Ben sizden uzak olurum. Karşılaşırsak
panik yapmayın. Emin olun ben sizden daha çok korkuyorum. Koşuyorsam sizden
kaçmak için koşuyorum telaşlanmayın. Biraz sabırlı olursanız hayatımız boyunca
bir daha görüşmeyeceğiz.
Hiç yorum yok :
Yorum Gönder