23 Mayıs 2014 Cuma

Better off Dead

Son zamanlarda üst üste olan olaylardan dolayı çıldırmak üzereydim. Önce soma faciası oldu. Aklım almadı, düşündükçe düşündüm nasıl olabilir diye. Düşündükçe beynim pes etmeye başladı. Çünkü bir kazadan sonra 301 kişinin ölmesi ve suçlular apaçık ortada olduğu halde kimsenin bir şey yapamaması ve hatta 5 gün sonra birbirimize oyun istekleri yollayacak kadar normale dönmemizi zihnim kabullenemiyordu. Ortada ters giden bir şeyler vardı. Olması gerek bu değildi. Tam o faciayı unutmuşken yeni bir facia haberi geldi. Polis, bir insanı gerçek mermiyle vurarak öldürmüştü. Düşünmekten kafam ağrımaya başlamıştı artık. Polis bunu yaptığı halde herkes hiç bir şey olmamış gibi hayatına devam ediyordu. Sanki normal bir olaymış gibi. Ancak ölenler hayatlarına devam edemiyorlardı. Sorun burdaydı.

Ertesi gün saat 3te uyandım. Çayın altını yaktım, kahvaltı hazırlayıp bilgisayarın başına geçtim ve yine bir haber. Pittbull kediyi öldürüyordu. Bu küçücük damla bardağı taşıran son damla olmuştu. Sanki yıllardır, çekilen setin arkasında kocaman göle dönüşen bir baraj vardı ve küçücük bir delikten sızan su tüm seti yıkmıştı. Artık düşünceler ardı ardına geliyordu. İnsanların hayvanları sahiplenmesi, hayvanların da buna izin vermesi günümüz toplumuna benziyordu. Yemeğini, suyunu, kalacak yuvanı veriyordu ve ona itaat etmen gerekiyordu. Devlet bizim sahibimiz, bizse devletin evcil hayvanlarıydık. Hatta arada eğlenmemiz için bizi parka bile götürüyordu devlet.

Düşüncelerimi durdurmak, aklımı yatıştırmak için Facebook'a girdim. Düşüncelerimi yatıştırmak bir yana, daha da harladı. İlişkiler, kalıplara sokulmaya çalışılan erkek-kadın ilişkileri, güzellik, çirkinlik, ego tatmini... ne ararsan vardı Facebookta ve arkadaşlarımdan nefret ettim.

Artık bir tür kırılma yaşıyordum. İçimde bir şeyler çöküyordu sanki.Midem bulanıyordu, vücudum bana batıyordu, sanki etim bende ayrılmak istermiş gibiydi. Öylesine büyük bir rahatsızlık yaşıyordum ki ağlıyordum. Gözlerimden akan yaşları durdurmak için sürekli gözlerimi kırpıyor, kafamı ellerimin arasına alıp " Nasıl? Nasıl? " diye bağırıyordum. " Ne ara ben geride kaldım, ne ara normal denilen şey gözümün önünden kayboldu? " Toplum treni kaçmıştı. Diğer herkes binmiş, ben trenin arkasından ve arkasında bıraktığı çöplüğe bakakalmıştım. Her yerim ağrıyordu. Sanki bir pres makinesi her yanımdan bastırıyordu. Sanki beni küçük bir küp yapıp trenin arkasındaki çöplüğe atmak istermiş gibiydi.

Duvarları yumrukluyor, " Tanrım nolur bitir artık şu hayatı, görmüyor musun insanı? Tiksinmiyor musun? " diye bağırıp yalvarıyordum Tanrıya. Tek çözüm yolu buydu. O kadar tembelliğe, kolaylığa ve normale dönmeye alışmıştı ki insan, tedavi edilemez düzeydeydi hastalığı.

Beynim sonunda kendini korumak için kapanmıştı. Bu toplumda, kendini korumanın en iyi yolu kapanmaktı zaten.

Sonunda huzurla uyuyabilirdim. Vücudumun ne halde olduğundan, hangi yılda olduğumuzdan toplumun ne hale geldiğinden haberim yoktu ve zerre kadar umrumda değildi. Boşlukta süzülüyordum, ve sanırım hayatımda ilk defa huzurluydum.

Zihnimde Anathema-Better off Dead çalıyordu.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Ziyaretçi Künyesi

Online

 

LIGHTSFROMDARKSOULS . Copyright 2008 All Rights Reserved Revolution Two Church theme by Brian Gardner Converted into Blogger Template by Bloganol dot com

Blogger Gadgets