Zaten ben sadece duyguyla yazabiliyorum öyle teknik de değil, belki yazarsam içimdeki her neyse dışarı çıkar diye umduğumdan.
Çıkmıyor. Ne saplanıp kaldıysa çıkartamıyorum. Kıymık gibi. Çıkartmaya çalıştıkça daha çok yırtıyorum tenimi.
Ağlamak istiyorum. Öyle mutsuzluktan falan da değil. Ağlayacak kadar yoğun yaşamak istiyorum bir duyguyu. Ama artık yoruldum mu, alıştım mı her ne olduysa bulamıyorum o "yaşıyorum işte be" dedirten şeyi. Yaşıyor muyum onu da sorgulamaya başladım. Yaşamak bu mu?
Artık mutsuzluklarım da içime saplanan bir sıkıntıya dönüştü. Mutsuz olduğumun farkındayım ama hissedemiyorum. Sadece berbat bir iç karaltısı. Sadece geçmesini beklediğim bir bulantı.
Ne bu? İçimi kemirip duran, beni robotlaştıran o engel ne? Korku, mutluluk, mutsuzluk...
Hepsi beni terketti. İşin kötü tarafı da artık herhangi bir şey hissedeceğime olan inancım da gitti.
Kabulleniyorum yavaştan. Yaşlanıyorum ve yavaşça ölüyorum.
Hiç yorum yok :
Yorum Gönder