12 Temmuz 2011 Salı

Çizgi

Nesih sudan çıkmış balık gibiydi. Gerçek anlamda da öyleydi, gölden kendini dışarı atabildiğinde. Ve o hali geçmedi hiç bir zaman. Ta ki nefes alıp verdiğinin bir mesajla farkına varana kadar. Bir geceyle yaşayabildiğinin farkına varana kadar. Bir gülümseme ile huzur denen şeyin farkına varana kadar. Bir temasla var olduğunun farkına varana kadar.





Burada başlıyordu sonraki sancılar zaten. Artık varlığının bilincindeydi. Oysa öncesinde sadece yokluk vardı. Dilara yoktu ve o da yoktu. İkisi çok iyi bir uyum içerisinde piç ediyordu hayatını. Şimdi o vardı, Dİlara ise günden güne kayboluyordu. Ve tüm bu uyumsuzluk içerisinde hayatının ayaklarının altından kaydığını hissetmek... Bunun tanımı kesinlikle piç oluş bir hayat değil. Bunun tanımı yok, tanımlanacak bir şey yok. Hiç olmamış bir hayat, hiç alınmamış bir nefes. Ama vermeye çalışıyordu şu an o nefesi Nesih. Son nefesi olmasını istiyordu, zira çok güçtü artık. Boş, anlamsız hayat zırvalıklarından öte bir yerdeydi, güçtü.





Gece dinginlik getirmiyordu. Kopamıyordu günün gerçekliğinden Nesih, artık bir tutkal gibi yapıştırmıştı onu anılar. “Birini her saniye düşünüyorum” diyen kişi yalan söylüyordur. Nesih o yalanı yaşıyordu. O yalanı yaşaması yalanı gerçek yapmaz. Gerçek olan bir şey hiç var olmamıştır zaten. Nesih'in de kafasında oluşan her gerçek, hayallerle yalan oluyordu. "Evet" diyordu "ben bunları yapamam, söyleyemem karşısına geçip. Ve şu an bu düşündüklerim ne kadar gerçek dahi olsa, yapmadıktan sonra yalandır. Onun gözlerinde yalandır. Onun gözlerinde yalansa benim için de yalandır. Çünkü onun gözlerine azad etmiştim ben her şeyimi. Hala oradalar."





Ağlamak utanılacak bir şeydir, gerzekcedir, acizcedir, ahmakcadır ve boşa geçen vakittir, aynı dua etmek gibi. Ama Nesih hiç bir şeydi. O yüzden dinlemeye korktuğu şarkıları bile loop'a alabiliyor ve dahi güne o şarkılarla başlayabiliyordu. "Ne önemi var ki zaten?" diye düşünüyordu belki de. Ne önemi var ki? Boşa geçen vaktin vadesi dolmuş bir hayatın bonusu olduğu düşünüldüğünde.





Sigara sararken, çarşafın yapışmasından yara olmuş dudaklarından dumandan başka bir şey çıkmıyordu pek. Ellerini kullanıyordu Nesih artık. Yazmak uyuşturuyordu onu ama uyuşukken bile olmuyordu. Olmuyordu Nesih, olamıyordu. Bir şeylerin üstünden gidemiyordu. Onu çağıran bir şey de yoktu artık. Belki de hiç olmamıştı. Belki de hiç bir şey olmamıştı. Algıda seçiciliğin ağzına sıçmıştı belki de. Belki de başlangıç dediği, çoktandır akıp giden bir sıradanlıktı Dilara'nın gözlerinde, dolayısıyla Nesih gözlerinde.





Herkes hayatının bir döneminde çevresindeki her şeyi, herkesi durdurup “ne oluyor, ne oldum ben?” diye düşünür. Nesih hayatının bir döneminde her şeyin herkesin aktığını hissedebiliyordu. Evet anılar bir tutkaldı ve çizginin tam üstünde yapışmıştı Nesih, her şey yine durmuştu. Alışılagelmişin dışında artık çizginin arkasını da görebiliyordu. Aydınlıktı, o vadedilen topraklar vardı, Dilara vardı.





Çizgi baş edemeyeceği bir incelikteydi. Düşemiyordu da, geçemiyordu da. Bir şey bekliyordu Nesih, bir güç, bir güçsüzlük, herhangi bir şey. Sadece sıradanlığı kırabilecek bir şey. O yüzden yeni güne, hep gecenin geleceği umuduyla uyanırdı. Biri getirecekse o da gecedir. Ve o karanlık pelerinin altında bir gün bir şey çıkar umuduyla, gece pelerinini çekerken gözüne bir şeyin parlaması umuduyla geceyi bekliyordu.





Bir çok karanlık gördü Nesih, hepsiyle de bir eyvallahı oldu. Ama hiç bir üzüntüsü onu dibe vurdurup çıkarmayı başaramadı. Hep sıradanlıkta, aynı içinde ki boşluk ve bokluk isteğiyle o geceyi bekledi. O gece hiç gelmedi.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Ziyaretçi Künyesi

Online

 

LIGHTSFROMDARKSOULS . Copyright 2008 All Rights Reserved Revolution Two Church theme by Brian Gardner Converted into Blogger Template by Bloganol dot com

Blogger Gadgets