13 Kasım 2013 Çarşamba

Sınav

   Aylardan Kasım, geçen iki yılın Kasımına göre biraz farklı ama. Artık derslere giriyorum, fazla abartmamak kaydıyla. Haftada iki üç gün, üç dört derste boy gösterdiğim oluyor, herkes şaşkın. “Başımıza taş yağacak” diyerek yanına buyur ediyorlar beni. Aslına bakarsan özlemişim masaları, sıraları, ders ortamının muhabbetini. Sonra ilk sınav. İki yılın ardından gireceğim ilk sınav. Sondaj Tekniği, isme bak be, hevesleniyorum. Dersine hiç girmedim ama devamsızlığı takmayan bir hocanın dersi olduğu için gönül rahatlığıyla elime alıp 80 küsur sayfalık notları gece gündüz çalışıyorum. Sınav günü, hiç adetim değildir, erken kalkıp düşüyorum okul yoluna. Otobüste çalışıyorum, kampüse çıkan serviste çalışıyorum. Sınıfa giriyorum “oha kesin kıyamet kopacak” diyorlar, “tamam lan tamam uzatmayın artık da şu neydi mına koyim ya?” diyerek bilgi alış verişlerinde bulunuyorum. Önüme kağıt geliyor, öss zamanında bu kadar heyecan yapmamıştım. Açıyorum kağıdı, zevkle dolduruyorum her tarafını. En az 80’lik bir kağıdı asistanın ellerine gururla teslim edip dışarı atıyorum kendimi. Sigaramı yakıp eserek yürüyorum kampüste, bir sade kahve almak hakkım artık, önümüzdeki sınavlara bakacağız hem, evet.

   Aradan üç dört gün geçiyor, bölüme giriyorum ve duvarlar beni ismimle karşılıyor. Her yere asılmış kağıtlarda “20824944 numaralı öğrenci Enishan Özcan’ın acil olarak bölüm başkanının odasına gitmesi rica olunur” yazıyor. Geriliyorum, bölüm başkanı? N’apacak acaba? “Lan it, iki yıldır derslere geldiğin yok, dersleri alıp alıp f2 ile bırakmışsın. Şimdi okuyacağın mı tuttu. Siktir git, siliyorum kaydını.” Diyebilir mi? Diyebilir elbet, hakkı var. Şaşkın bir şekilde dersi siktir edip, odasına yöneliyorum bizim bölüm başkanının. Kapıya bir bakıyorum, Sondaj Tekniği notları asılı, odaya girmeden notuma bakmak var aklımda ama listede ismim yok, ve aşağıda kalemle ismim yazılı yine, ders sorumlusu bölüm başkanını görmem önemle rica ediliyor. Orda çakazlıyorum olayı biraz, kapıyı vurup, içeri girmeye çalışıyorum ki kapı kilitli. Bir hışım dalıyorum bilgisayar odasına. Transkripti açıyorum ve… Evet. Ben Sondaj Teniği dersini almamışım ki. Öyle bir dersle uzaktan yakından alakam yok.


   Güldüm o an. Ben buydum işte, hep böyle olmamış mıydı? Niye şaşırsaydım artık. “Almadığın bir dersin sınavına gece gündüz çalışıp girmek gibiydi seni sevmek” diye, not düşüyorum hemen defterimi çıkarıp. Karşılıksız sevmenin jargonuna yeni bir cümle de benden. O durumda yaptığım tek şey buydu. Nasılsa hayatım hep böyleydi, o kadardım. Uğraşacak bir şey yoktu, düzeltebileceğim bir şey yoktu, benden bir bok olmayacaktı. O zaman bari yazsaydım. Gündelik saçmalıklarımı sana ilişkilendirseydim ya, belki tüm bunlar birleşirdi karşımda ve hayatım daha çok umursadığım bir şeye dönüşürdü. Bu yüzden yazmalıydım sadece, bu kadar.  

2 yorum :

  1. Okyanusları yada denizleri ayıran nedir? Renkleri mi ,yoğunlukları mı ,yoksa hayatlar mı?
    Hiçbiri değil yalnızca, haritada ki ince kesik çizgiler varolmayan çizgiler.

    YanıtlaSil
  2. Güzel hikaye ama duygularını tam net aktaramamışsın sanki.

    YanıtlaSil

Ziyaretçi Künyesi

Online

 

LIGHTSFROMDARKSOULS . Copyright 2008 All Rights Reserved Revolution Two Church theme by Brian Gardner Converted into Blogger Template by Bloganol dot com

Blogger Gadgets