Tüm bunlar yüzünden herkes yanımda kendi olmakta zorlanır, kaypak götverenler. Ha dikkat ettiğiniz gibi küfür de ederim ve bu da bana çok yakışır. Karşımdaki insanlara özgüven eksikliği pompalamam benim suçum değildir. Zira yanımda küçülüp un ufak olan, gözlerime bakmaktan bile korkan aciz insanların oluşu beni de üzer, bu kadar gerzek insanların bu hayata nasıl tutunabildiğini hep merak etmişimdir, ezik ve aciz insanlar. Yazık!
Yine de ellerimle verdiğim güveni suistimal eden bir çok orospu çocuğuyla karşılaştım geçmişte. Bu yüzden ben de insanlara karşı güven sorunu yaşıyorum. Sonuçta çoğu da zaten kendini gösteremeden yanımda özgüvensiz bir piç olarak silikleşiyor, bu da benim suçum olmasa gerek. İşte yine bir gün bir mesaj ulaştı bana. Çok mesaj geliyordu böyle, sanırım insanlar hayatlarında eksik olan huzur, mutluluk ve dinginlik için beni bir tanrıça olarak görüyordu, bencil yavşaklar. Ama bu mesaj biraz farklıydı. Bu yüzden bir mesajla bu çocuğu reddetmek, içimin de dışım kadar güzel olduğu yargısına ters düşer. Böyle samimiyetsiz bir platformda olsa dahi, bu mesaja en azından yüz yüze cevap verecek kadar iyi yürekli bir insanımdır.Gayet uzun bir mesaj olmasının yanı sıra, bana taptığını anladığım bu özgüven yoksunu kişinin benim için yazdığı şiirlerden oluşan bir bloğu varmış. Gerçekten bir an güven duyma girişiminde bulundum, çünkü gayet uğraşılmış ve içten bir sevgi vardı ortada. Bu yüzden hiç gecikmeden cevap verme yoluna gittim.
“Bu konu yüz yüze konuşulmalı” dedim. Çok geçmeden cevap geldi;
“Konuşalım o zaman, yani konuşalm mı, konuşulur mu, konuşmasak mı?” dedi.
Bu kadar özgüvenden yoksun bir insanla karşılaşmak beni ziyadesiyle rahatsız etmişti. Çünkü bu tarz insanlar toplum tarafından dışlandığını düşünen paranoyak ve silik karakterlerdir. Açıkçası pek bir umudum olmasa da bu olayı ona umut vermeden bitirmek istedim o an, bunu da yüzyüze yapmalıydım.
“Konuşalım tabii, ama şimdi bir anlat bakayım nasıl sevebildin beni böyle sadece bir fotoğraftan, beni görmeden, tanımadan?” diye sordum.
Yazılan: “Ya işte şey, güzelliğin, beğeniler, bla bla bla bla.”
Aslında söylenmek istenen: “Ne saçma bir sorudur bu ya? Ne bileyim, ben de hayatımın ağzına sıçmak istemezdim ama bir anda oldu, nedeni yok ve bitmeyecek bir şey bu.”
Konuşmaların geri kalanı tamamiyle itici bir özgüven yoksunluğu ile geçse de, biri tarafından bu denli yüceltilmek, hafiften de gururumu okşamıştı, ama yine de gerçekten olacak bir durum yoktu ortada, bu yüzden ertesi gün bunu bitirme kararı aldım.
“Tamam yarın buluşalım o zaman saat 4’te, yurdumun önünde”
“Tamamdır o zaman, görüşmek ümidiyle”
“Cep numarını ver istersen, bir sorun olursa diye”
“Tabii ki; 05xx xxx xx xx.”
Garip çocuk daha benden numaramı istemeye bile utanıyordu, aradan bir saat sonraa falan bir cevap daha attı;
“Şey ya aramızda bir adaletsizlik var. Benim numaram sende var ama seninki bende yok."
“Olur öyle şeyler” dedim. Çok mu aşırı bir ayar hüvviyetine bürünmüştü bu cevap bilemedim tam ama bu özgüvensiz salağa bir ders olurdu umarım. Belki bu tokat onu bir insana benzetirdi, ama yanılmışım, uzun bir süre hiçbir şey yazamadı, sonra da çıktı zaten.
O gün o buluşmaya çok net gitmiştim, umut vermeden bu işi bitirecektim. Yanıma geldi, gözlerinden ne kadar da karşımda ufaldığı ve aklını zapt etmek için ne kadar da çaba sarf ettiği belli oluyordu.
“Anlat” dedim.
“Ya ben seni çok seviyorum, ne anlatayım o şiirlerden fazlası değilim, sadece bir şans…” minavalinde saçmalamaya başlamıştı. Fazla uzatmak istemiyordum bu acı durumu, üzülmüştüm sonuçta, yazık lan kimin çocuğuysa.
“Hayır, olamaz, imakansız.” kombosunu yapıştırmıştım çok net bir şekilde. Afalladı, “kendine iyi bak” dedi ve gitti. Israr bile etmemişti, sonra iyice kuşkulandım samimiyetinden, seviyorsan biraz ısrar et değil mi it herif, belki naz yapıyorum, tey Allah’ım.
Çok zaman geçti. Bu salak hala bana şiirler yazıyordu, okuyordum ben de. Neden vazgeçemediğini bir türlü anlamamıştım. Sonuçta o gün olursa olur olmazsa olmaz bir tavrı var gibi gelmişti. Ah seni özgüvensiz piç, zaten güven sorunu yaşıyorum insanlarla bir de senle mi uğraşacağım. Ama dayanamadı tabii yüreğim, vicdan azabı işte, acıma duygusu içimi kemirip bitiriyordu. Uzun bir aradan sonra tekrar mesaj attım. Daha gözlerimin rengini bile bilmiyordu, gözlerime bile kaçamak bakışlar atan bir dangalakla uğraşıyordum, ne işlere kaldım ya rabbim ben ya, ne insanlara kaldım..
“Gözlerim yeşil değil mavi.” Dedim
Bir hikaye ile cevap verdi. Anladık yazmayı seviyorsun da bre dangalak insan gibi cevaplar versene artık, kendin gibi samimice. Aldırmadım tekrar buluşmak istediğimi söyledim, bir şans verecektim bu çocuğa, bu acıma duygusu benim bir günümün içine edecekti ama ne yapalım, çok iyi bir insanım sonuçta. Sanırım en kötü özelliğim bu olsa gerek.
Sonunda kampüs dışında buluşmuştuk. Buınu bir çıkma olarak adlandıramayacağım kadar vasat bir görünümü vardı, zaten vasat altı bir çocuktu.Beni salaş bir rock bara götürdü. Sanırım hep burada takılıyor. Mojito istedim afalladı garbim, o salaş barda mojito istemek benim hatam zaten, “neyse bira olsun” dedim. İki bira söyledik ben bira sevmezdim o günlerde, benimkini de o içti. Acıktığımı söyledim ve ben liderlik yaparak adam gibi bir yere götürdüm onu. Müthiş saçmalıyordu, çeşitli komikli şakalıklı olmaya çalışmalar, dram kasmaya çalışmalar, bir de hayvan gibi bakıyordu gözlerime, rahatsız ediciydi. Konuştuk ettik, mekandan çıktık, bu arada hesabı da ben ödedim, peh. Yolda yürürken montunu çıkarıp yağan yağmura karşı üstüme siper etme girişiminde bulundu, çok saf salak birisiydi anlayacağınız. Ömrümde bu kadar malını görmemiştim, tanrım benim bununla bugün ne işim vardı. Yolda gül satan bir çocuk geldi.
“Abi ablama bir gül alsana.”
Yine afallamıştı, utandı, bana döndü “alayım mı?” diye sordu, hayvan herif. Reddedeceğimden falan korkusundan olsa gerek, salak herif bir gülün nesini yanlış anlayayım, sıradan bir çiçek işte, vereceksin ve bitecek. Neyin korkusunu yaşıyorsun. Aldı, diz çöktü ve verdi. Çok dangalak bir sahneydi. Kendini iyice kaybetmiş bir mal gibi gülüyordu verirken, ne yalan söyleyeyim ben utandım. Kendine sahip çıksın diye, şemsiyemi eline verdim, ben de koluna girdim. O an kalp atışlarını hissedebiliyordum. Kalp krizi geçirir diye korkmadım değil. Beni durağa bıraktı sonra gidişimi izledi. Çeşitli saçma mesajlaşmalarla sürdürdük durumu. Sonuçta çok büyük umutlar vermiştim çocuğa, şimdi ters bir söylem canını çok yakardı, ne kadar gerizekalı olsa da bunu yapmak istemezdim. Sonuçta bana gerekçesi olmadan mesaj atamayacak kadar özgüven yoksunu korkak bir mal vardı karşımda, ben kısa ve mesajlaşmayı sürdüremeyecek tarzda mesajlar atıyordum. “Nasılsın?” diye soruyordu, “iyiyim, şöyle oldu böyle oldu” deyip, kesiyordum mesajı. Bunun sonucunda mesaj atamaz oldu, ben de atmıyordum zaten, kurtuluyordum yavaş yavaş. Ara ara beni görse de bir bok yapabildiği yoktu zaten. Zavallı aptal her gün saatlerce aynı yerde oturup beni bekliyordu ama acımak da bir yere kadar, yapabilecek bir şeyim yoktu.
Bu her gün şiir yazmaya devam etti bana, hala da yazıyor, ara ara canım sıkıldıkca bakarım. Bir iki kere mesaj attı, doğum günümde şiir falan gönderdi. Pek sallamadım, umursamaz tavrım en sevdiğim özelliklerimden biri oldu o vakit.
Şimdi ne yapıyor bilemem. Yazı yazıyordur yine benimle alaklı salak herif. Yazmayı becerebilse bari göt, at kafalı. Rabbim bu müsvetteleri niye yarattın?
Yazılan: “Ya işte şey, güzelliğin, beğeniler, bla bla bla bla.”
Aslında söylenmek istenen: “Ne saçma bir sorudur bu ya? Ne bileyim, ben de hayatımın ağzına sıçmak istemezdim ama bir anda oldu, nedeni yok ve bitmeyecek bir şey bu.”
Konuşmaların geri kalanı tamamiyle itici bir özgüven yoksunluğu ile geçse de, biri tarafından bu denli yüceltilmek, hafiften de gururumu okşamıştı, ama yine de gerçekten olacak bir durum yoktu ortada, bu yüzden ertesi gün bunu bitirme kararı aldım.
“Tamam yarın buluşalım o zaman saat 4’te, yurdumun önünde”
“Tamamdır o zaman, görüşmek ümidiyle”
“Cep numarını ver istersen, bir sorun olursa diye”
“Tabii ki; 05xx xxx xx xx.”
Garip çocuk daha benden numaramı istemeye bile utanıyordu, aradan bir saat sonraa falan bir cevap daha attı;
“Şey ya aramızda bir adaletsizlik var. Benim numaram sende var ama seninki bende yok."
“Olur öyle şeyler” dedim. Çok mu aşırı bir ayar hüvviyetine bürünmüştü bu cevap bilemedim tam ama bu özgüvensiz salağa bir ders olurdu umarım. Belki bu tokat onu bir insana benzetirdi, ama yanılmışım, uzun bir süre hiçbir şey yazamadı, sonra da çıktı zaten.
O gün o buluşmaya çok net gitmiştim, umut vermeden bu işi bitirecektim. Yanıma geldi, gözlerinden ne kadar da karşımda ufaldığı ve aklını zapt etmek için ne kadar da çaba sarf ettiği belli oluyordu.
“Anlat” dedim.
“Ya ben seni çok seviyorum, ne anlatayım o şiirlerden fazlası değilim, sadece bir şans…” minavalinde saçmalamaya başlamıştı. Fazla uzatmak istemiyordum bu acı durumu, üzülmüştüm sonuçta, yazık lan kimin çocuğuysa.
“Hayır, olamaz, imakansız.” kombosunu yapıştırmıştım çok net bir şekilde. Afalladı, “kendine iyi bak” dedi ve gitti. Israr bile etmemişti, sonra iyice kuşkulandım samimiyetinden, seviyorsan biraz ısrar et değil mi it herif, belki naz yapıyorum, tey Allah’ım.
Çok zaman geçti. Bu salak hala bana şiirler yazıyordu, okuyordum ben de. Neden vazgeçemediğini bir türlü anlamamıştım. Sonuçta o gün olursa olur olmazsa olmaz bir tavrı var gibi gelmişti. Ah seni özgüvensiz piç, zaten güven sorunu yaşıyorum insanlarla bir de senle mi uğraşacağım. Ama dayanamadı tabii yüreğim, vicdan azabı işte, acıma duygusu içimi kemirip bitiriyordu. Uzun bir aradan sonra tekrar mesaj attım. Daha gözlerimin rengini bile bilmiyordu, gözlerime bile kaçamak bakışlar atan bir dangalakla uğraşıyordum, ne işlere kaldım ya rabbim ben ya, ne insanlara kaldım..
“Gözlerim yeşil değil mavi.” Dedim
Bir hikaye ile cevap verdi. Anladık yazmayı seviyorsun da bre dangalak insan gibi cevaplar versene artık, kendin gibi samimice. Aldırmadım tekrar buluşmak istediğimi söyledim, bir şans verecektim bu çocuğa, bu acıma duygusu benim bir günümün içine edecekti ama ne yapalım, çok iyi bir insanım sonuçta. Sanırım en kötü özelliğim bu olsa gerek.
Sonunda kampüs dışında buluşmuştuk. Buınu bir çıkma olarak adlandıramayacağım kadar vasat bir görünümü vardı, zaten vasat altı bir çocuktu.Beni salaş bir rock bara götürdü. Sanırım hep burada takılıyor. Mojito istedim afalladı garbim, o salaş barda mojito istemek benim hatam zaten, “neyse bira olsun” dedim. İki bira söyledik ben bira sevmezdim o günlerde, benimkini de o içti. Acıktığımı söyledim ve ben liderlik yaparak adam gibi bir yere götürdüm onu. Müthiş saçmalıyordu, çeşitli komikli şakalıklı olmaya çalışmalar, dram kasmaya çalışmalar, bir de hayvan gibi bakıyordu gözlerime, rahatsız ediciydi. Konuştuk ettik, mekandan çıktık, bu arada hesabı da ben ödedim, peh. Yolda yürürken montunu çıkarıp yağan yağmura karşı üstüme siper etme girişiminde bulundu, çok saf salak birisiydi anlayacağınız. Ömrümde bu kadar malını görmemiştim, tanrım benim bununla bugün ne işim vardı. Yolda gül satan bir çocuk geldi.
“Abi ablama bir gül alsana.”
Yine afallamıştı, utandı, bana döndü “alayım mı?” diye sordu, hayvan herif. Reddedeceğimden falan korkusundan olsa gerek, salak herif bir gülün nesini yanlış anlayayım, sıradan bir çiçek işte, vereceksin ve bitecek. Neyin korkusunu yaşıyorsun. Aldı, diz çöktü ve verdi. Çok dangalak bir sahneydi. Kendini iyice kaybetmiş bir mal gibi gülüyordu verirken, ne yalan söyleyeyim ben utandım. Kendine sahip çıksın diye, şemsiyemi eline verdim, ben de koluna girdim. O an kalp atışlarını hissedebiliyordum. Kalp krizi geçirir diye korkmadım değil. Beni durağa bıraktı sonra gidişimi izledi. Çeşitli saçma mesajlaşmalarla sürdürdük durumu. Sonuçta çok büyük umutlar vermiştim çocuğa, şimdi ters bir söylem canını çok yakardı, ne kadar gerizekalı olsa da bunu yapmak istemezdim. Sonuçta bana gerekçesi olmadan mesaj atamayacak kadar özgüven yoksunu korkak bir mal vardı karşımda, ben kısa ve mesajlaşmayı sürdüremeyecek tarzda mesajlar atıyordum. “Nasılsın?” diye soruyordu, “iyiyim, şöyle oldu böyle oldu” deyip, kesiyordum mesajı. Bunun sonucunda mesaj atamaz oldu, ben de atmıyordum zaten, kurtuluyordum yavaş yavaş. Ara ara beni görse de bir bok yapabildiği yoktu zaten. Zavallı aptal her gün saatlerce aynı yerde oturup beni bekliyordu ama acımak da bir yere kadar, yapabilecek bir şeyim yoktu.
Bu her gün şiir yazmaya devam etti bana, hala da yazıyor, ara ara canım sıkıldıkca bakarım. Bir iki kere mesaj attı, doğum günümde şiir falan gönderdi. Pek sallamadım, umursamaz tavrım en sevdiğim özelliklerimden biri oldu o vakit.
Şimdi ne yapıyor bilemem. Yazı yazıyordur yine benimle alaklı salak herif. Yazmayı becerebilse bari göt, at kafalı. Rabbim bu müsvetteleri niye yarattın?
Yapma oğlum böyle şeyler. üzüyon insanı gece gece. içime oturdu yemin ediyorum ya.
YanıtlaSil