16 Ocak 2012 Pazartesi

Hayal ve Gerçek Arasında Pamuk İpliği Kadar İnce Bir Çizgi Vardır. İşte O İpte Asılı Kalmak...


Hayal kuran bir insan, gerçeğin keskin yüzüyle karşılaşmamış demektir. Çünkü hayal ve gerçek birbirlerini birebir zıt anlamda karşılamazlar, doğrudur. Ancak hayal ve gerçeğin hayat denilen bıçağın iki yüzü olduğunu söylemek mümkün. Hayalci, zihnini oyalamak için bıçağın kesmeyen yüzünü değdirir tenine ve bıçağın kesmediğini zanneder. O saf dünyada kimbilir ne saflıklarla uyuşturuyor kafasını. Sevilmek, saygı görebilmek, erdem sahibi olmak?.. Belki bunların düşünü kuruyor gözlerini kapadığında. Maalesef, bunlar için o ufak hayalleri kurmanın yeterli olduğunu bilmez. Sevilmek(aşktan söz ediyorum) için iliklerinden kibir taşması gerektiğini, saygı görmek için bunu hak etmek zorunda olduğunu ve bunu, mevki sahibi olarak gerçekleştireceğini zannediyorsa yaptığı minik cambazlıklara ve ayak oyunlarına karşı vicdanını susturmasının elzem olduğunu, gerçek hayatla tanışmadığı için bilmez. Peki ya erdem ?.. İyi bir insan olabilmek... Ama lise yıllıklarında tanınmayan adamların yıllığı boş kalmasın diye kullanılan "iyi bir insan"den öte bir iyi olabilmek... Saflık ve iyimser niyetler yeterli midir bu uğurda ? Yetse bile para edecek midir tüm bunlar dişleri çekilmiş bu çarkta?

Tüm bunlar bir soru işareti. Ancak ne mevki sahibi olmak ne de Tanrı gözünde yükselme hayalleri etkiliyor onu, sevdiği insanla kendisinin kuracağı ütopik hayatı düşlediği kadar.

PUF! Balon patlıyor. Aptal ki, gülümsemesine aşık olduğu insanı (ki o, onun bir insan olduğuna inanmak istemez. Zaten aşkın soyutluğu, o şartsız sevme halinde ve yüceltme isteğinde saklıdır  ve belki bu yüzden, bir türlü tanımlanamaz aşkın neden bu kadar dünyaüstü olduğunu.) bir kez daha görmek ister. Eski gülümsemesiyle... Onun da gördüğünde kendisi kadar heyecanlandığını görmek ister. En azından hayallerini bu şekilde yaratır. Gerçekliğin soğuk kolarrına emanet olduğunda ise aslında onun gülümsemesinin eskiden olduğu gibi hayallerindeki şekliyle olmadığını fark eder. Ama o sıcacık gülümseme bile değişmiştir. Reddetmekte üsteler gerçeği. Çünkü, içinde öyle ferah ve temizdir ki o gülümseme, bu anı gerçek olanıyla mahvetmek istemez.

O gülümsemenin yöneldiği gözler, kendi gözleri değildir artık.

"Bilmiyorsun neler hissettiğimi bunca zaman. Bilmeni istemedim. Elimde var olanı, yapabileceğimi değersiz görebileceğinden, küçük düşebileceğimizden korktum.

Bunca sene... Ne o eski cennet tasviri gözler, ne de tatlılıkla ve biraz da nazla bahşettiğin o gülümseme. Neden duraksadın? Adım?..

Bilmiyorsun değil mi artık adımı?
Sırf atmadım diye o ilk adımı.
Saplantıyla doldurdum diye mi akıl çukurumu,
Yoksa artık o zift ile pek olan tutkum mu?
En derinden kazıp çıkardığım
O lanet olası kelimeler değil de,
Akılda kalabilecek kadar
Konuşmuş olmak mı önemli olan?"


1 yorum :

  1. aşık olmak ile gerçeklik sensörü şase yapıyor nedense. ikisi de laciverde boyanıyor, oh mis sonrası.

    YanıtlaSil

Ziyaretçi Künyesi

Online

 

LIGHTSFROMDARKSOULS . Copyright 2008 All Rights Reserved Revolution Two Church theme by Brian Gardner Converted into Blogger Template by Bloganol dot com

Blogger Gadgets