“N’apıyorsun sen böyle, neden hep buradasın” dedi. Yavaşça yanıma oturmuştu.
“Sen” dedim “şeysin, evet evet şeysin sen.”
“Hayır ben şey değilim” diyerek geriye attı kendini.
“Ben de Enis değilim. Hem sana şey misin diye sordum mu? Şeysin dedim, benim dünyamda sen şeysin. Benim dünyama nasıl karışabiliyorsun sen ya. O değil de kendi dünyamda bile ben ben değilim, kimin be ben.” Diyerek kendime sinirlenmiştim.
“Ya boş ver onu bunu şunu. Anlatmadın daha. De bi’ hele neden burada oturuyorsun hep, neden bu bank. Nasıl bir manyaksın sen, deli misin yoksa? Seni deli mi si.. töbe töbe konuşsana artık ya.”
“Akan bir nehirde elmas, altın gibi değerli madenleri bulabilmek için, elek gibi bir şey tutarlar suya karşı. Sabahtan akşama kadar beklerler sırf bir parça olsun elde edebilmek için. Haftalarca sonuçsuz kalınsa da her gün erkenden giderler ve akşama kadar aynı işi tekrarlarlar. O elekten çok su geçer, gereksiz çok şey takılır. Ama aslolan gelmez kolay kolay, gelmedikce daha hırsla beklenir, ama ne kadar hırslanırsa insan o kadar da bitkinleşir.
Şimdi mesela ben buraya oturuyorum. Çok gereksiz insan geçiyor, onlarca mal, gerizekalı... Sürüsüne. Çoğu boşa nefes alıp veriyor fikrimce. Ve ben bu hengame arasında bir elmas bekliyorum. Lakin sorun şu ki benim elimde bir elek yok. Elimde bir kasnak var, bir çember. Bazı bazı elmasın geçtiğini görürüm de öylece akıp gider, nice başka diyarlara. Ben de beklerim. Olayın mantıksızlığı burda belki ama ne hırsımdan ne bitikliğimden bir şey kaybetmedim. Bunun kaynağı, ana güç de sanırım, işte, şey, demesi biraz garip kaçabiliyor; aşk.”
“E bir elek tut kendine. O kadar mı safsın, acizsin?”
“Ya bir kalk allasen, git ben bir sigara içeyim. Yeşilaycı bir tipin var, greenpeace kolyesi falan. Git bir tüttüreyim, dumansız hava sahana karış. Dünyama falan elleşme, ben de kimim, çevirelim çemberleri, dünya gibi, aynı hızda, belki duruyor gibi olur zaman. Durulur belki içim, git sen ben bugün içmeyeyim.”
Bankta yalnızdım yine. Bazen o çemberi, tası, tarağı, bankı götüme sokup gereksiz ve gerizekalı bir şekilde akabilmek istiyorum o merdivenlerden. Sosyal fobikliğin çok zıt bir ucundaydım, bazenleri egom tatmin olmaya ihtiyaç duymayacak kadar ironik bir şekilde tavan yapabiliyor. Sonra her zaman yediğim yere gidip her zaman yediğim yemekten sipariş etmek istediğim vakit kalmadı cevabını alınca devrelerim yanıyor. Başka bir şey isteyemiyorum, küçülüyorum o adamın gözünde. "Ehe mehe şey, ben abi ehe" efektleriyle kayboluyorum masalara sandalyelere. Neyin kafası, neyin derdindesin sen de, nerelerde, ne peşinde, ne umrunda, ne lan bu?
Hiç yorum yok :
Yorum Gönder